Pazar, Ekim 20, 2019



Beni mimleyen |Küçük hanım|‘a çok teşekkür ederim. Kendisi de eğlenceli cevaplar vermiş. Bakmanızı tavsiye ederim. 

1- İlkokulda nasıl bir öğrenciydin ?

 Bana göre tüm öğrenciler çalışkandır. Onları tembelleştiren öğretmenlerin davranışlarıdır diye düşünüyorum. İlkokul dönemimde üç okul değiştirdim. 2. Ve 3. Okullarımda başarılı bir öğrenciydim. İlk okuduğum okuldaki öğretmenim maalesef işini ciddiye alan biri değildi. Yine şükürler olsun sadece bir senemi onunla geçirdim. 2. Sınıfta hatırlayamadığım bir dereceye girmiştim. O zaman ne önemliydi benim için. Sonralardan en kolayını başarmışım bunu anladım. :)) küçük şeylerden mutlu olan biri olarak yeni kalem ve defter alınması beni okula tekrar adapte ederdi. Belki de başarılı oluşumun arkasındaki nedenlerden biri de budur. 

2- Dostluk kavramına inanır mısın ? 

 Tabi ki inanırım. Yukarıda bahsetmiştim ya 1 sene okudum diye. İşte o bir senelik yolculukta hâlâ görüştüğüm, konuştuğum çocukluk dostum var. Çok fazla arkadaşa sahip biri değilim. Sayılıdır. Çok insandan ziyade az ama öz insanları tercih etmeyi seviyorum. Yani dostluğa inanırım. 


3- Okul hayatında zorlandığınız ders veya dersler ya da önerileriniz var mı ?
  

 Zorlandığım dersler vardı tabi. Matematik sevmem. O kadar net.:) sözelciyim ben:) aslında tüm derslerle aram iyiydi ama hepsinde anlamakta zorlandığım kısımları vardı. Ne önersem bilemedim şimdi. Not tutmaktan çok zevk alırdım. İngilizce pek önemsenmiyor ama o ezberletilen kelimeleri unutmamaya gayret gösterin diye tavsiye ediyorum. Tabi burda ortaokuldan biri benim yazımı okuyorsa:) 


4- Öğretmeninizle yaşadığınız komik bir olay var mı ?

 Olmaz mı?  Şimdi aklıma birer birer gelmeden şuraya utanç içeren bir anımı paylaşayım. Türkçe hocamız başlı başına komediydi. Bir gün paragraf sorusu okuyorum. Sorumu daha bitirmeden ne alakaysa bana arkalarda oturan erkek öğrenciyi gösterip sen bunu seviyorsun, demişti. Ne diyeceğimi bilemedim. Herkes gülüşmeye başlamıştı. Trajikomik bir olaydı. :)) Birde ilkokulda hüseyin diye bir öğretmenimiz vardı. Bu günleri unutmayalım diye okuldayken fotoğraflarımızı çekerdi. Hep poz verirdik. Ah öğretmenim en iyisiydi. Arada bakarım fotoğraflara iyi ki çekmiş. :) Hayır diyeceğim zaman ağzımın içinden değişik bir ses çıkartırdım. Hep öğretmenimle konuşurken bana ilk o sesi çıkartırır, gülerdi. 


5- Hiç sınıf başkanı veya başkan yardımcısı oldun mu ? 

 Çok oldum. Her başkan oluşumda ayrı bir heyecanlanır ve böbürlenirdim:)) konuşanları tahtaya yazar, klasik çok konuşana çarpılar atardım. Bir keresinde kendimi öyle kaptırmışım ki ortaokulda masanın üstüne çıkıp bağırdım. Herkes sesi bir an kesti. Bana, bu salak ne yapıyor? Bakışı atıp tekrar devam ettiler:)) 


6- Hiç öğretmen olmayı düşündün mü ?

 Tabi ki düşündüm. Ben ana sınıfı öğretmeni olmayı çok istiyordum. Öğretmenim beni hep avukat olarak görüyordu:)) 

Cevaplarken çok eğlendim. Beni eskiye götürdü. Daha buraya yazmadığım anılarım canlandı. Bu yüzden ilkokul ve ortaokul arkadaşlıklarından doğan komik anıları içeren bir mim yapsam mı diye düşünmedim değil. Bakalım belki yapar, güleriz:) 

Bu güzel mimi yapmak isteyen herkesler yapsın. Eğlensin. Anıları tazelensin. 😁

Cumartesi, Ekim 19, 2019


Size Abdurrahman diyeyim, siz bana Ebû Hüreyre deyin. İsmiyle pek tanınmayan, lakabıyla meşhur olmuş bir sahabidir. Rasulullah sav vermiş bu Ebu Hüreyre lakabını. Bir gün otururken kıyafetinin altına yavru kediyi alıp orada onun rahat etmesini ve zararlı hayvanlardan korunmasını sağlamış. Hatta ona her zaman bakar, yemeğini, suyunu ve uyuyacağı yeri hazırlarmış. Bunu gören Rasulullah sav ona Ebû Hüreyre veya Ebû Hir demiş. Her ikisi de kediciğin babası manasına geliyor. Bir çok yazı var lakabını nasıl aldı diye ama her halükarda kediciğin babası lakabını almış ve böylelikle Ebû Hüreyre denilmiştir. Çok zarif bir davranış değil mi? Bu anlattığım bir masal veya çizgi roman kahramanı değil. Geçmiş zamanlarda o güzel asırda yaşayan Rasulullah’ı sav görmüş ve sahabe ünvanını almış bir insandır. Şimdi görmek istediğimiz insan profili. İçlerindeki merhamet sadece insanlara özgü değil, hayvanlara da gösterilmiş. Şu devirde hayvanlara şefkati bırakın, insanlara olan sadakat ve saygı yitirilmiş durumda. Bu güzel insan da kendi devrinde gösterilmiş bir örnek. Elbette bizim çağımızda da örneklerimiz çok. Ama önemli olan tesirimiz ne kadar. Kediye olan sevgisi ne kadar çokmuş ki, bütün insanlar asıl ismini unutup, Rasulullah’ın sav koyduğu künye ile hitap etmeye başlamışlar. Kim bilir belki meşhurlaştıkça insanlar hayvanlara daha merhametli yaklaştılar. Bunun sebebi bence ihlasın tam kalbe yerleşmiş olmasından kaynaklı. Bir insan konuşmasa bile yaptığı davranışları ile etkileyebilir bir başkasını. Bu ihlasla mümkün. İnançla mümkün. Ne kadar sağlam olursak,  imrenen ve bizi yansılayan insanlar olacaktır. Bu sahabe sadece bir örnekti. Gerisi bizde. Kıssadan hisse bu olsa gerek. Seviliyorsunuz ❤️

Salı, Ekim 08, 2019




Öncelikle beni yeni ve eskiden takip eden tüm komşularımdan özür diliyorum. Yorumlara geç geri döndüm. Ziyaret edemedim. Kışı hastalıkla karşıladım sebebim budur. :) Şimdi yarı hasta yarı iyileşmiş halde yatağın içinden telefonumla baş başa kalıp, blogu açtım. Vazifelerimi yerine getirdikten sonra özlü, güzel bir konuya değineyim diyorum. Rabbim hepimize yaptığımız işleri kolaylaştırsın. :) 




 Bu akşam babam telefondan bir yazı okudu. Hemen buraya o yazıyı kopyalayıp, yapıştırıyorum.
Bir adam kötü yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır. Sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi birşey yapmış olmak için bunu Hacı Bektaş Veli’nin dergahına kurban olarak bağışlamak ister. O zamanlar dergahlar aynı zamanda aşevi işlevi görüyordu. Durumu Hacı Bektaş Veli’ye anlatır ve Hacı Bektas Veli helal değildir diye bu kurbanı geri çevirir. Bunun üzerine adam mevlevi dergahına gider ve aynı durumu Mevlana’ya anlatır. Mevlana ise bu hediyeyi kabul eder. Adam aynı şeyi Hacı Bektaş Veli’ye de anlattığını ama onun bunu kabul etmemiş olduğunu söyler ve Mevlana’ya bunun sebebini sorar.
Mevlana şöyle der: – Biz bir karga isek Hacı Bektaş Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe
konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir. 
Adam üşenmez kalkar Hacı Bektaş Dergahı’na geri gider ve Hacı Bektaş Veli’ye, Mevlana’nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini bir de Hacı Bektaş Veli’ye sorar.

Hacı Bektaş da şöyle der: – Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlana’nın gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez. Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir. 

Nezaket ve naifliğin vücud bulmuş hali. Kırmak, incitmek denen kavramlar onların lügatlarında yokmuş ki birbirlerine karşı mütevazi cevaplar vermişler. Kıssanın en güzel yanı bu olsa gerek. Benlik duygusu, şimdiki söyleyişle egoları sıfırmış. Şöyle bir bakınca nerden nereye diyor insan.. gerçekten yaşamak istenilen hayat ve beraber yaşamak istediğimiz insanlar bu iki mübarek zat gibi olan insanlardır. Hani belki dini yönden tas tamam olamayız. Bilgi ve ibadette onları geçmemiz imkansız. Ama ahlak olarak bakarsak, hepimizde o potansiyel mevcud. Ayrıca ülke, şehir ve yaşam olarak her şey olanaklı. Peki bizim eksiğimiz ne? Yaşanılan zaman mı? Bence değil. Çünkü aynı dünyada yaşadık. Onlar da insandı. Biz de insanız. Yediler, içtiler, gezdiler. Günahları vardı, yanlışları vardı. Belki aynı şartlarda yaşamadık. Ama yine biz avantajlı değil miyiz? Onlara bakarak daha çabuk öğrenebiliyor ve gitmek istediğimiz, keşfetmek istediğimiz yerlere bir saatte, hatta daha az vakitte ulaşabiliyoruz. Bizi onlardan ayıran şey ne biliyor musunuz? İmkanların kullanım şekli. Birinci olarak ahlak yönünden örneklerimiz çok ama değerlendirme çok az. İkinci her gün daha çok gelişen teknolojiyi gereksizce kullanmak. Eminim ki o dönemde internet ve bilgisayar gibi elektronik aletler var olsaydı, en iyi şekilde kullanıp, faydasız bir bilgi paylaşmazdılar. İnternet olmasına rağmen kitap en değerli bilgi kaynağımız olmaya devam ederdi. Şimdi kitap bir kenara atılıp, saçma ve gereksiz uygulamalarda ömür heba ediliyor. Hani bir işe yaramıyor, yaramadığı gibi başka insanların mahremiyeti ortalıkta geziyor. Bu normalleşiyor ve uyuşuk tavuklar gibi olmaya mecbur bırakılıyoruz... 
 Bizden önce öyle güzel insanlar yaşamış ki, yaşadıkları olaylar bugün bizim için büyük bir ders... İnşaAllah bir gün hepimiz doğru yolun aslında ne kadar kolay ve mütevazi olduğunu en doğru şekilde öğreniriz. Bildiğimiz doğruların üstüne eklememiz gereken bilgileri ekler ve yapboz parçası gibi ekledikçe güzelliği keşfedebiliriz. 

Pazartesi, Eylül 30, 2019

Bu haftaki konu; 
Hayatınızda sevdiğiniz ve şükrettiğiniz şeyler, sizi gün içerisinde mutlu eden küçük detaylar nelerdir?

Hayatımda her şeyin şükretmem için nedenleri var. Bence insan önce kendi bedeni için şükretmeye başlamalı. Her an her şeyi görebildiğimiz için gözlerimize, duyabildiğimiz için kulaklarımıza, gitmek istediğimiz bir yere gidebildiğimiz için vs... bu böyle gider. Kendimle olan şükrüm bitince bu sefer ailem için şükretmek istiyorum. Şöyle bir baktığım zaman ihtiyacım olan maddi manevi desteği veriyorlar. Bunun için Allah’a ailemi bana hayırla verdiği için şükrediyorum. Onun dışında ailemin en ufak bireyi olan yeğenimedir şükrüm. Dün dedesi ve babaannesi ile gezerken kestane almışlar. Hepsini yememiş, kese kağıdının içinde bir kaç tanesini bana ayırmış. Babaannesi neden sadece halana ayırdın diye sormuş. O da halam bana, yediği her şeyin yarısını ayırıyor demiş. 4 yaşındaki bir çocuk için büyük incelik. :)) Allah sağlıklı, hayırlı ömür versin.
  Küçük detaylardan mutlu olan biriyim. Biri sakız hediye etse sevinirim. O denli. Gelelim sevdiğim şeylere... odamda vakit geçirmeyi severim. Karalama defterlerini ve onun içini karalayacağım bir sürü kalemi, renkli sulu boyaları, fırçaları, bir çok abuk subuk, ordan burdan bulma kağıtları, süslü bantları kısacası kırtasiye ürünlerini seviyorum. Sevmek şöyle dursun, bayılıyorum. Dıy(kendin yap) şeysileri ile uğraşmayı, doğru düzgün bir şeyler ortaya çıkmasada seviyorum.  Gerçi eski bir saatten anahtarlık yapmıştım. Galiba onca şey arasından bir o güzel çıktı. :)))  Dikiş dikmeyi seviyorum.
  Yemek yapmaktan hoşlanmasamda, pasta, kurabiye yapmayı seviyorum. Ve bunları yemeyi seviyorum. Ev dekorasyonu ile ilgilenmekten çok büyük zevk alıyorum. Hatta her gün evimi farklı eşyalar ile dekore edemeyeceğimden dolayı telefonuma program indirdim. Orada hem ev planı çizip, hem de içini dekore ediyorum. Çok büyük hobim oldu:)
  Gezmeyi, keşfetmeyi, ailece vakit geçirmeyi, yeğenimle oyun oynamayı, onunla çizgi film izlemeyi(favorimiz pembe panter), spor yapmayı, kaktüsleri, telefonla uğraşmayı, burda vakit geçirmeyi, kitap okumayı, denizi seyretmeyi, fon müziklerini dinlemeyi, Maher Zain’in ilahilerini ve şarkılarını dinlemeyi seviyorum. Ahh ahh çok sevdiğim şey var ama buraya sığmayacak galiba. Yaz yaz bitmiyor. Aklıma geldikçe şunu da yazayım diyorum.:) yazmak demişken evet yazmayı da seviyorum. Ben hayatımdaki her şeyi seviyorum ve her şey için Allah’a şükürler olsun. Hiç bir şeyimiz eksik değil ve bu en önemlisi...

Cuma, Eylül 27, 2019



Kalp askerlerinin haddi, hesabı yoktur ve düşmanları da sayısızdır. Biz maksadı bir misal ile anlatmakla yetineceğiz. İnsanoğlunun bedeni muazzam bir şehre benzer. Onun âzaları, parmakları. O şehrin sanat erbabıdır. Şehvet, (maliye müdürü), gazap, subaşısı(emniyet müdürü) dır. Şehrin padişahı kalp, veziri akıldır. Memleketin tamir ve muhafazası için padişahın reaya (insanlara) ihtiyacı olduğu gibi, gönül padişahın da bunlara ihtiyacı vardır. Ancak bunlarla beden memleketi mamur ve ordusu muzaffer olur.
 Fakat şehvet, haraç düşkünü, fitneci, yalancı ve kötü mizaçlıdır. Vezir ne emir verirse, onun aksini yapar. Daima haraç bahanesiyle memlekette olan bütün malları alıp ükleyi viran ve boş bırakmak ister. Gazap olan subaşı, hiddetli, azgın ve edepsizdir. Daima asmak, basmak, yıkmak, yakmak ister. Padişah daima vezir ile müşavere edil tedbirleri onunla görüşürse, yalancı ve tama’kâr maliye müdürünün, vezire muhalefet etmemesi için ona kıyöet vermezse, onu küstahlıktan men etmek için nazırı onun peşine takarsa ve nazırın da haddini tecavüz etmemesi için daima onun kalbini kırıp onu hırpalarsa, memleketin nizamı yerinde yürür. Bu metodla ülkesini idare eden padişahın memleketi mamur olur. Reaya memnun olur ve böylece Allah’a giden saâdet yolu kapanmaz. Eğer bunun tersi olursa.  yâni akıl ve ruh mağlup olur; şehvet ve gazab galib olursa, memleket harap olur; şehir viran olur, reaya ağlar ve padişah da bedbaht ve perişan olur.

Gerçekten verilen misal hayatımızla ne kadar da uyuyor değil mi? Bir kez daha ipin ucu kendimizde olduğunu anladım. Ve daha nice güzel misallerle benliğimizi anlatmış. Kitabın yazarı hepimizce tanınan, benim daha kapsamlı tanımak için kitaplarına müracaat ettiğim imam gazzâli’dir. Kitabın ismi ise “Kimyâ-yı saâdet”. Allah’a emanet :)))) gülümsemeniz bol olsun. Cumanız hayr olsun. :) 

Salı, Eylül 24, 2019


Ağaç ev sohbetlerine edischar ve Taha akkurt’un öncülük yaptığı yeni konuyu kaystros Thyra’nın üstlendiği bu haftanın ağaç ev sohbeti özgürlük oldu. Teşekkür ederiz.:) 
Bu haftanın konusu; 
Özgür olduğunuzu düşünüyor musunuz? Özgürlük sizin için ne anlam ifade ediyor? Size göre özgür olmanın sınırı nedir?

Özgürlük her şeye sahip olmaktan ve her şeyi yapabilme gücünü elde etmekten ziyade hayatını basit ve karmaşasız bir ortamda kendi fikirlerini başka insanlara dayatmaksızın rahatça yaşamaktır. Bu rahatlığı fazla genişletmeden hatta mümkünse belirli kuralları da yanında bulundurarak hayata devam etmek bizim için güzel olacaktır. Sonuçta bu dünyada misafir olarak kaldığımızı düşünürsek ve her âzâmızla beraber, ruhumuzun da birer emanet olduğunu göz önünde bulundurursak bize verilen kurallar çokta gözde büyümez ve özgürlüğümüze engel olmaz. Mesela her insan içeçek içmek konusunda özgür olduğunu düşünse ve sigara içmeyi adet edinse o insan kendi özgürlüğünü hayatından birer gün eksilterek hayat kalitesini düşürerek kısıtlamış oluyor. Aynı şekilde içki içen bir insanda davranışlarını kontrol altına alamayacağı için özgürlüğünü etrafa zarar vererek bitirmiş oluyor. Veya islam da söylendiği gibi topluma da tavsiye edilen israf konusunu örnek vermek gerekirse özgür olduğumuzu düşünüp kıyafetten tutup yiyeceklere varana kadar ihtiyaç dışı alınan her şey bize israf olarak geri dönüyor. Böylelikle kendi yaşamımız da özgür olduğumuzu düşünmüş olsak da başka insanların hayatlarına dolaylı yoldan müdahale etmiş oluyoruz. Yukarıda dediğim gibi bizde aslında birer emanetiz ve her insan kendini ve etrafındaki insanları bu hal üzere düşünürse, tıpkı misafirliğe gidildiği zaman ki takındığımız edep gibi ve o edep işte, okulda, sokakta, sosyal aktivitelerin bulunduğu ortamlarda görülse, özgürlüğümüzü ikiye katlamış oluruz. Yaşadığımız ortamı özgür hale getirmek istiyorsak, davranışlarımızdaki ahlaki değeri masaya alıp, düşünmek gerekiyor. Üslubumuzun ayarı bozulmuş mu kontrol etmek lazım. Eğer ben özgür olmak istiyorsam, başka insanları fiili veya sözlü tahrik edemem. Bu durumu ister üçüncü şahıs olarak ister direk muhattabı olarak yapamam. Haddime değil. Şimdi ki zamanda sosyal medya üzerinden insanlar özgürce düşüncelerini söylediklerini zannederken, bir insanı aşağılayıp, kalbini kırdıklarından haberleri yok veya umarlarında değil. Bu özgürlük değil! Bu olsa olsa egoların özgürlüğü olur. Aslında bizler irademiz kadarız. İrademiz ne kadar kontrol altında ise yaşantımız bir o kadar verimli hale geliyor. Velhasıl özgürlüğümüz kendi irademizde saklı. Onu keşfettiğimiz zaman  kuralların içinde de olsak özgürlüğün tadına varabiliriz. 

Pazartesi, Eylül 16, 2019




Hiç birimiz pamuk gibi değiliz, ve hiç birimiz demir gibi de olmayız. Zaten gözlerimizi açtığımızda hayata huzurlu bir yaşamın olacak demediler. Bunun teminatını vermediler bize. Biride çıkıp diyemez bana söz verildi diye.. o söz insanların kendi menfaatine söylediği sözdür ancak. Her insanın yaşadığı bir hayat hikayesi var. Çoğunu dinlediğimde mutsuzluk kavramı pek çok. Elhamdulillah deniyor olsada şikayet eden bi kalp var, az çok belli ediyor kendini. Boşuna demiyorlar imtihan dünyası diye. Haklılar da.. dönüp baktığınızda bir çocuğun bile küçük hayatının içinde üzen, daraltan bir sıkıntı vardır. Dersleri, kıyafetleri, arkadaşları... büyüklerin dertlerinden, imtihanlarından bahsetmiyorum. Siz zaten çok iyi biliyorsunuz. En azından kendi imtihanınızı yaşayıp, tecrübe sahibi olmuşsunuzdur. Arkadaşlarınızın imtihanlarına ortak olmuşsunuzdur. Şüphesiz.. ama sanki unuttuğumuz, bağdaştırmayı beceremediğimiz bir konu var. Kabullenmek mi zor gelir, yoksa unutkanlık mı bilmem. Bakış açılarımızda vardır belki de bi bozukluk. Ne dersiniz? İyi düşünmeyi beceremiyor gibiyiz. Boş vermek yerine, dert edinmek yerine, dik duramıyor gibiyiz. Sığınmayı denesek belki yükümüz hafifler ama daha farklı planlar kurmakla meşgulüz. Kalp farklı, beyin farklı gidermiş ya! Bizim hangisi önden gidiyor, doğru yolu bulmuş mu haberimiz yok. İnancımız var elhamdulillah ama  yanında bişeyler, daha doğrusu kendi istediklerimizi kabullendirmeye çalışıyoruz. Her şeyi bir anda istiyor, biraz şımarmaktan ne olur sanki diyoruz. Bize karışan da yok ki, uyaran var elbet ama pek umursamıyoruz. Sonra da elden gidince aldıklarımız, kızıyor belki de isyankar oluyoruz. Ne gerek var yahu kendimizi rencide etmeye. Yaşarken yaptıklarımız sonucunda değerlendirileceğiz. Başımıza gelen olaylara niye kapılıyoruz. Bırakın gitsin. Siz inancınız ve ihlasınız  sonucu da verilecek müjdeye bakın! Her günü kendinize zehir etmek sadece derdinizi günden güne büyütmekten başka bir işe yaramayacak. Ne imtihansız oluruz, ne de imtihan içinde boğuluruz. Bakış açısı demiştim ya, biraz ayarlarında oynayın bakalım. Mutsuzluk kavramını, dik duruşunuzla parçalayın. Ruh haliniz değişecek inanıyorum.:) 

Salı, Eylül 10, 2019


Bugün “ayın fotoğrafı etkinliğine katıldım.” :)) açıkçası kendime pek güvenmesemde yine de deneyeyim dedim. 🙈 Tabi inşaAllah benim ki seçilir.:)) en sevdiğiniz bir kaç fotoğrafınızı paylaşıyorsunuz. Ayın sonunda oylamaya giriyor ve en çok oyu alan fotoğraf şarj aleti ve sürpriz hediye ile birlikte ayın fotoğrafı seçiliyor. Sizde katılmak istiyorsanız yapmanız gereken tek şey  kiremithanemblog@gmail.com hesabına fotoğraflarınızı atmanız. Ve eğer kullandığınız bir sosyal medya hesabınız varsa bu etkinliği duyurabilirsiniz.  

Pazartesi, Eylül 09, 2019


Doğamız giderek tehlike sinyalleri veriyor. Küresel ısınma ve çevre kirliliği en had safhada. Bunlar için geri dönüşüm, sıfır atık, daha az tüketim hatta poşetlerin paralı olması gibi önlemler alınıyor. Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz? Geleceğimiz için daha yaşanılır bir dünyayı nasıl sağlayabiliriz? 

Bu haftadaki konu çok hoşuma gitti. :) çok sevdiğim bir konu.

Evet sorunun cevabı aslında net ama biz insanlar (istisnalar hariç) söylemekten hoşlanırız, öğüt vermekten ama fiiliyata geçirmeyiz. Doğa bizim için yaratıldı ama hunharca kullanmak için değil. Yaşamımız içinde ihtiyaç duyulduğu kadarı kâfidir. Korumak için kısıtlamamak gerek. Doğayı korumayı her bakımdan inceleyebiliriz. Çünkü her şey birbirleri ile bağlantılı. Üretilen ve kullanılan her ürün doğayı etkiliyor. Evet doğayı tamamen korumak mümkün değil ama küçük adımlar işimi kolaylaştırır.

Komşumuzdan örnek vermek istiyorum. Her sabah evinin önünü temizler. Plastikleri, yaprakları vs çöpleri alır, atar. O kadar imreniyorum ki ona, her insan böyle bilinçli olsa zaten sorunumuzun çoğunluğunu çözmüş oluruz. Evdeki tasarruf sadece bütçemizi değil dolaylı yoldan doğa içinde faydalı oluyor.

Findan bağışı için bir kampanya başlatılmıştı. Aslında devamı ilk günkü gibi olmalıydı. Her insan çoşmalıydı. Türkiye’deki bir çok zengin varlığının çeyreğinin, çeyreğini doğa için harcasa ne güzel olurdu değil mi? Hadi parasal olarak yardım biraz zor olabilir. Sadece bilinçli vatandaş olsak diyorum her şey çözülecek.

Geleceğimiz için daha yaşanır bir dünya için çocuklarımızı bilinçlendirmemiz gerekiyor. Saygı duymayı, merhamet sahibi insanlar haline getirmemiz gerekiyor. Bencillikten uzaklaştırmamız gerekiyor. Çöp düzenini ve teknolojiyi en doğru şekilde kullanmaları gerektiğini aşılamak lazım. İşte o zaman parklarda çekirdek artıklarına, plastiklere, cips paketlerine rastlamayız.

Güzel soru için teşekkür ederim. 

Selâmün aleyküm:) hepiniz selamımı özellikle alırsanız ne mutlu bana :)) 

Bugün ne mübarek bir gün ki bu günde 10 peygamberin başından mucizevi olaylar geçmiştir. 


1. Allah, Hz. Musa'ya (a.s.) Âşura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.
2. Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine Âşura Gününde demirlemiştir.
3. Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından Âşura Günü kurtulmuştur.


4. Hz. Âdem'in (a.s.) tevbesi Âşura Günü kabul edilmiştir.
5. Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılmıştır.
6. Hz. İsa (a.s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.
7. Hz. Davud'un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir.
8. Hz. İbrahim'in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.
9. Hz. Yakub'un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf'un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.
10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur. (2)

Bizim için çok uzak olaylar olabilir. Ancak yaşanmış olan her şey bizim için birer örnek ve ibrettir.  Hepiniz değerlisiniz ve seviliyorsunuz. Yaptığımız çorbanın içine koyduğumuz yiyecekler gibi kalbimizde de bir Aşure çorbası yapalım. İçine ihlas, ibadet, sevgi, güzel ahlak ve mu’min için ne gerekiyorsa hepsini koyalım ve lezzetini yaşayalım. :)