Cumartesi, Haziran 23, 2018

Yağmur...

Cumartesi, Haziran 23, 2018 0 Comments



 Yağmur, içimizdeki gizli sevgi. 
Bereket dolu su damlaları. Ne büyük bir nimet! 
Hani nefes alınca tâ içimizdeki organların rahatladığını hissederiz, şöyle bir daha karnı içine çeker, sonra veririz ya!
Bizim için ne büyük bir nimet. Kuşların yavrularını, kanatlarıyla örtüp koruması, “Çik, çik, çik” sesinin büyüleyici senfonisi. Toprağın, suyla buluşması ve bize sunulan tarifsiz kokusu. Gökyüzündeki bulutların resmi, maviliğindeki derinliği, ince geçişli renkleri.
Ağaçların ıslak gövdeleri, üzerine yapışmış ve yağmurdan nasiplenmiş salyangozlar, ağaç yapraklarının eşsiz tondaki renkleri ve yağmurla birlikte gelen rüzgar ile zikirleri.
Güllerin üzerinden, yapraklarından usulca sızan damla damla sular. Güle can veren nimet!
Evin oluğundan akan suyun çıkardığı ince ses ve diğer evlerin çatılarından akan ses ile sohbetleri. Yağmur sonrası tebessüm ve sıcaklığı ile gelen güneş.
Evlerin içindeki buharın verdiği sıcaklıktan daha yüce!
Merdivenlere kadar gelen çamurlu ayak izleri.
Balkondaki sessizlik ve sadece yağmurun sözleri.
Ne büyük nimet!
Tefekkür için daha ne gerek! 

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~



~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~



~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~







Çarşamba, Haziran 20, 2018

Ev adresini söylediğinde ilk aklıma gelen şey ahşap ev ve tombul kadındı. Olamaz! İşte beni oraya çeken şey arkadaşımdı. Daha olacakları bilmeden , net bir tavır takınmıştım. Hiç birşey söylemeden acele acele evden çıktım. Trafik sanki benim için hızlanmıştı. Sokağın başına gelmiş, yine o ev gözüme çarptı. Adres olarak tam da o evin karşısındaki apartmandı. İkinci katına çıkıp kapısını şiddetle vurdum. Biraz sonra kapıyı elinde kutular ve perdeler ile açtı. İşi çoktu, yardım edecek sadece ben vardım. Bana gülümseyerek;  
- Neyse gel daha sonra hallederiz şu balkonda bir çay içelim. Önce orayı temizlemiştim. 
Kabul ettim ama sanki komşularının nasıl insanlar olduklarını bilmiyormuş gibiydi. Bilseydi asla o balkonu açmazdı. Belki de ben çok önyargılıydım. Kafamdaki kuruntuları bir kenara bırakıp balkona çıktım. Ahşap evdeki balkondan daha büyüktü. Yeni aldığı bardak takımını benim için açmış.
Zarif ve hoşgörülü bir insan. Asil gördüğüm arkadaşım , bu kadar menfur bir yerde ev tutması beni çok şaşırtmıştı. Bu şaşkınlıkla; 
- Neden burayı tercih ettin, daha güzel ve konforlu yerler varken? Dedim küçümseyerek. 
Biraz mahçup ve hüzünle;
- Maalesef buraya gücüm yetti. Daha çok iyi bir yerde ev tutmak isterdim , ama işte...
Böyle ukalaca bir soru sorduğum için kendime defalarca kızdım. Utandığımı anlar gibi;
- Ama ben şimdi bu evi nasıl güzelleştireceğim. Tabi, sende yardım edeceksin.
Dostluk başka birşey, hiç usanmadığın hep güçlü hissettiğin...
Bu defa ben mahçup bir ifade ile;  
- Elbette yardım edeceğim. Sen benim için çok değerlisin. Dedim.
Duygularını rencide ettiğim için suçluluk duygusunu yaşıyordum. Ama telafi etmek için çabalamıyor değilim.
 Çay bardaklarını mutfağa götürmek için beni balkonda yalnız bıraktı. Gözüm yine o eve dikildi. Ama o gün birşey fark ettim. Pencereye sığdırılan iki tane saksının içindeki menekşeler yerini sümbüllere bırakmışlar. “Demek ki bizim tombul ablamız çiçekleri seviyor. “ diye sesli düşünmüşüm. Farkında değilim , ama Esin farkına varmış ve Hemen;
- Kim bu tombul abla? , yoksa karşı evin penceresindeki sümbüllerin sahibimi?
- Evet... 
- Sen nereden tanıyorsun? Daha yeni geldin.
- Dün yaşadığım pestenkerani diyologun muhattabıdır kendisi. Konuşma üslubundan yarım yamalak karekter analizi yaptım. Tuhaflık abidesi bir kadın!
Neden bu kadar sinirli konuştuğumu   anlamaya çalışırken, bahsi geçen tombul komşu pencereden yine kafasını uzatıp, sokağın sonuna baktı. Yoldan geçen çelimsiz görünümlü küçük çocuğa “Onu gördün mü?” diye laf attı. Çocuk bir yandan hızlı adımlar ile sokağı terk etmeye çalışıyor , bir yandan da kadına açıklama yapıyordu.
- Abla dün onu aşağıdaki harabe binanın önünde gördüm. Oradan da parka geçti, kafası güzel gibiydi.
Kafasına para kesesini atıverdi.
Esin , demin ne demek istediğimi telakki eder gibi bir bakış atıp;
- Hadi artık içeriye girelim, daha çok işimiz var. Dedi...

Pazartesi, Haziran 18, 2018


1. Bölüm

Bir an sessiz kaldım. Kadın sanki benimle pataklayacak ve suçluymuşum gibi konuştu. 
Kısık sesle ve biraz da kokruyla hayır dedim.
Ters bir bakış atarak apar topar eve girdi. Pencereden kaybolmasıyla kapıdan çıkması bir oldu. Hızlı adımlar ile benim yanıma geldi. Kendimi kapana kısılmış gibi hissettim. Tam kalkacakken karşıma dikildi ve bana;
- ben Gülsüm,ya sen... ,sen kimsin.? 
- Ben... Deniz 
- Onu tanıyorsun. O da seni. Kimi kandırıyorsunuz siz.? Kimi bekliyorsun bu çöplüğe dönmüş kafenin önünde.? Buraya kolay kolay kimse oturamaz.!
 Kadının ne demek istediğini anlar gibiydim. Ama asla zorbalık yapılmasına musade edemem. Bir anda hararetle ama yinede zarif bir ses tonuyla;
- Ben istediğim yere otururum,bu sizi ilgilendirmez. Ayrıca bahsettiğiniz kişi her kimse tanımıyorum. Ben fotoğrafçıyım. Buraya da keşif için geldim. 
 Çattığı kaşlarını yavaşça toparlayıp sinsi bakışlarla evine girdi. Buraya geldiğime bir yanım pişman,bir yanım hâlâ anlamsızca burayı istiyordu.  Yavaş yavaş sokaktan çıktım. Ertesi gün gözlerimi telefon sesiyle açtım. Arayan yakın arkadaşım Esin idi. Heyecanlı bir sesle;
- Deniz,bugün yeni eve taşındım. Çok fazla heyecanlıyım. Eşyalarımı eve yerleştiriyorum. Bugün gelebilir misin.?
- Tabii,ne kadar sevindim anlatamam. Bana ev adresini ver , hemen orada olacağım.

Pazar, Haziran 17, 2018

Bana yardım edin lütfen.!
Bugün babaannemin kayısı ağacı kesildi. Kesenler kuş yuvasını görmemişler. Haliyle bu küçük yavrular yere düşmüşler. Ne yapacağımı bilmiyorum. Aslında hangi kuş türü onu bilmediğim için çok sıkıntı içerisindeyim. Eğer bu kuşları biliyorsanız lütfen bana yorumlarda yazın. Ona göre besleyeceğim. Annesi ortalıkta yok. İleride bir saksağan ötüyor ama annesi olduğunu bilmiyoruz.

——————

2. Gün yavrular pek mutlular.:)) tabi onlar mutlu olunca bende multu oluyorum. Bugün yine ağaca yerleştirdim ama gelen olmadı. Galiba artık onların annesi benim.:)) neyse gelişmeleri size buradan yazarım. Hoşçakalın.:)))

——————
Bugün çok üzgünüm.:( maalesef dayanamadılar. Önce biri öldü. 1 gün sonrada diğerleri. Vücud sıcaklıklarını korumaya çalıştım ama galiba yeterli beslenemediler. Çok üzgünüm. Zaten ne zaman bir kuş düşse veya böyle bir durumla karşı karşıya kalsam en fazla 3 gün dayanıyorlar. :(((

Cumartesi, Haziran 16, 2018




Merhaba! İlk defa böyle heyecanlı bir işe kalkışıyorum. Amatör olduğum için kusurlarımı örtünüz eğer örtülmeyecek derecede varsa lütfen beni  mailden uyarabilirsiniz. Sizin için yazdığım hikayenin ilk bölümü.:)bir anda içimden geldi yazmak. Blogumda ilk defa ortak öykümüzde yazmıştım. Şimdi 2. Defa yazmak için kolları sıvadım. “Fazla amatör oldu.:))” seviliyorsunuz.:))


 Gün her şeyden habersiz sakin ve sessizce geçiyordu. Sokağa giren insanı ilk karşılayan ahşap ev vardı. Küçük penceresine iki tane saksı sığdırılmış. Sanki ‘evdeki en renkli biziz’ der gibi sokaktan geçenlerin gözlerine çarpıyorlardı. Bir kişinin bile çıkıp nefes almak isteyeceği alana sahip olmayan küçücük bir balkonu vardı. Ama çok fazla şirindi. Sanki her gün oradan başını çıkarıp nefes almak her şeyi unutturacak gibi görünüyordu. Ahşap evin duvarları ince desenler ile kaplıydı. Baktığında seni hoşnut eden zarif bir görüntü , çözmek istediğinde kafanı karıştırıp büyük bir çıkmazın içine sürükleyen desenler. 
 O gün hiç bilmediğim bir sokağın içinde buldum kendimi. İçimdeki tuhaf his beni buralara çekti. Gelmek istemiyordum. Ama şimdi kalmam için yine aynı his beni çekiyor. 
Buralara kadar gelmemin sebebi belkide fotoğrafçı olmamdı. 
Sokağın şirin bir görüntüsü aynı zamanda kasvetli bir havası var. Tek başıma geldiğim için korku bütün vücudumu sarmıştı. Oysa ki daha akşam bile olmamış , mavi yerini siyaha devretmemişti. 
 Ama yinede dar sokağın kenarındaki minik kafenin önüne oturdum. Eski görünüme sahip iç kısmında sadece iki tane masa bulunan pek hijyenik olmayan tuhaf bir kafeydi. Etrafı süzerken ahşap evin penceresinden dışarıya uzun  uzun bakan siyah saçlı , hafif tombul ve süslü bir kadın gördüm. Sokağın diğer ucuna uzun süre baktı. Sanki birini bekliyor , gelmediği içinde telaşlı görünüyordu. Biranda göz göze geldik. Ne gözlerimi çekebildim nede bir şey söyleyebildim. Öylece kalakaldım. 

 Bana şaşkın şaşkın baktıktan sonra ‘kirli sakallı , kısa boylu siyah takım elbiseli bir adam geçti mi.?’ Diye sordu...
  
Devam edecek...

Not: Hikayenin gidişatı nedeniyle bol bol gülücük yerleştiremedim.🙂🙂🙂

Cuma, Haziran 15, 2018



Hayatın ne kadar anlamsız olduğunu bugün bir daha anladım. Her şey bir anlık ve geçici. Bizim için tek gerçek ÖLÜM. İliklerimize kadar hissettiğimiz korkusu kalbimize insede asla kabullenmeyiz ve asla yüzleşmek istemeyiz. Kaçarız gerçeklerden , olacaklardan. Hani derler ya hiç ölmeyecek gibi yaşıyoruz diye işte tam olarak bütün insanlar bu akıl ile yaşıyor. Bir saniye sonra ne olacağını bilmememize rağmen hâlâ gelecek için türlü türlü planlar yapıyoruz. Hiç düşünmüyoruz bizi neler bekliyor. Belki 60 yıl yaşayacak sadece 20 yılını sağlıklı geçireceğiz. Belkide daha 1 yaşına basmadan gidecek bir insan belkide 18 yaşında daha çok gençken ölümün soğukluğu işleyecek içine. Her zaman var olduğunu göz önünde bulundurmak belki gençler için kâle alınır şey değil. Hayat daha çok uzun diyebiliyoruz. Ama yoldan geçerken bir arabanın altında kalabileceğimizi düşünmeyiz. Yada bir taşa çarpıp hayatımızı yitireceğimizi. Ne çok ihtimal var ama hiç biri umurumuzda değil. Neden.? Çünkü biz genciz ve ölüm bize çok uzak.! Bu akıl ile dünyaya olan bağlılığımız sıkılaşıyor ve sadece ne oluyor biliyor musunuz.? Hayallerde yüzüyoruz , gerçekler çöp oluyor. Ben bunları size neden söylüyorum onuda bilmiyorsunuz. Normalde sürekli böyle düşünen bir insan değilim. Ama bugün bayram günü en mutlu olduğum gün anneannemin odasında otururken bir anda  yatağının baş ucundaki dolabı açıp içinden bir torba çıkardı. Açtığında içinden , bir adet kefen çıktı , pamuk , büyük ihtimal okuduğu çeyrek otu ve bir çok beyaz bez çıkardı. O an ne hissettiğimi size anlatamam imkansız. Birgün ölümün o insana uğrayacağını düşünürken , çıkardığı kefene bakıp sanki...
inana bundan sonrasını anlatamam. Çok zor. Tarif edilesi bir durum değil. Aynı şekilde dedem de hazırlamış. Acaba genç zamanlarından mıydı bu kefenler.? Tabiki hayır. Daha yeni. Çünkü yaşlandıkça ölüme yaklaştıklarını düşünüyorlar. Ben bu yaşıma kadar bir kere bile kefen almak istemedim. Veya bunun için para biriktirmedim. Ama nereden bilebilirim ki 1dk sonra ölümün bana gelmeyeceğini.? Belirsizlik içinde yaşamama rağmen neyin kafası.bu.? Neye güveniyorum.? Yaptığım yarım yamalak ibadetlere mi.? , aklım başka yerdeyken kıldığım namazlara mı.? , biriyle konuşurken çektiğim tesbihlere mi.? Neye güveniyorum ben , neye güveniyoruz biz.? Umudumuz elbette var. Ama asla emin olacak kadar değil.! Sadece bugün yaşadığım hüzünlü bir durumda bir odaya kapanıp , içimden gelenleri yazdım. Daha çok şey yazmak istiyorum. Çünkü bitmiyor bu kadar korkunç bir gerçek iki cümle ile anlatılacak gibi değil.! Bugün bayram dahi olsa ÖLÜM var.

Not: Arife günü biri öldü. Bayramı bekliyordu. Belkide kıyafetlerini sermişti yatağının üzerine...
Eskisi kadar hâlâ çocuk gibi heyecanlıyım.
Bayramlıklarım , yeni aldığım ayakkabılarım baş ucumda sabaha kadar bana baktılar.
1 ay geçti ve gitti. Ne çabuktu değil mi.?Şimdi bütün akrabalar bu güzel günleri içten gelen tebessümler ile kutlayacaklar.
Çocuklar şeker peşinde , gençler para peşinde koşuşturacaklar.
Kendini bilenler ise el öpüp , hayırlı dualar almak için..
Bu bayram bebeğinden , yaşlısına bütün müslümanlara geldi.
Hoş geldi.:)))
Manevi huzuru yaşayıp , içimizi serneten ayı veren Rabbim şimdide mutluluğumuz için bayram hediye diyor.
Şükürler olsun.
Daha arife günü biri toprağa kavuştu.
Belkide onun bayramı bizimkinden daha güzeldir. Kim bilir.
Hani derler ya acısıyla tatlısıyla.
İşte hayat...
Yine mutlu olacağımız şeyler var önümüzde.
Bol şekerli , huzurlu , tebessümlü bayramınız olsun. Seviliyorsunuz.
Belki sizin zilinizi çalıp bayramınızı kutlayamıyorum. Ama buradan kocaman öpüyorum sizi.:))))

Pazar, Haziran 10, 2018

1- Dünya’nın en uzun tırnaklı kadını



Böyle bir rekor kırmak için nasıl yaşadı o tırnaklar ile acaba.? Amaçsız ve çok tuhaf bir rekor.👎🏻

2- köpek balıkları 94 litre su içerisindeki bir damla kanı fark edebilir.



Ayrıca kan kokusunu 5km uzakta bir kan damlasını hissedebilirmiş. Özellikleri o hayvanları daha çok korkunç yapıyor.🧐

3- Kara sinekler “fa” notası ile vızıldarlarmış.



Ne kadar notada  olsa çekilmez bir ses.!:))

4-Yetişmiş bir ağaç günde 17 kişinin oksijen ihtiyacını karşılıyor.





Ve hâlâ bizim için yaşayan ağaçlara eziyet ediliyor.:(

5- Bal-ı Kesir “ yani balın çok olması demek. Bu güzel anlama sahip kent ise balıkesir.:))



6- Yılda yaklaşık olarak 150 milyon milyon adet bisiklet üretiliyormuş.:) “ve dünyada otomobil üretiminin 2 katıdır.”



Keşke üretildiği kadar kullanılsa ve kullananlara değer verilse.:(

Not: ben araştırıken çok eğlendim. Umarım sizde okurken eğlenirsiniz.:) ama tabii bazı araştırmalara üzülmedim değil.!

Not: Bu aralar blogger pek sakin... bayramdan dolayı olsa gerek.:)))


Cuma, Haziran 08, 2018




Köyde Ramazan bir başka...

  Sahur vaktine kadar bekliyorum burada. Normalde kendi evimizde asla bekleyemem.:) Sahurda babaannemin sofrasını hazırlarım. Oda gelir böreğini yapar. Sonra 3 aile yarı uyanık yarı uykulu bir halde yemeğimizi yeriz.:) Şehirde pencereden baktığımda bir yada 2 ışık gözüme çarpar. Ama burada her evin her odasının ışığı açıktır.:) Daha istekli ve daha heyecanlı oluyor. İster istemez mutlu oluyorum.:)  Hep aklımdan belkide sahura kalkmadan oruç tutuyorlardır diye geçiririm.:) “saygı başka istemek başkadır.” Elbette oruç tutmayan insanlara  saygı duyuyorum. Fakat oruç tutmalarını o kadar istiyorum ki bu istek çok başka... dinime olan saygım insanlara olan saygımdan daha fazla olmasından kaynaklanıyor galiba. Ama dinimde Zaten hoşgörü ister öyle değil mi.? O zaman biz yine içimizden istemeye , oruç tutmayanların geçerli bir sebebi vardır diye düşünmeye devam edelim.:) Ne onlar nede biz üzülmeyelim.:)
  Sabah herkes kafasına göre kalkar. Kimisi 1’de , kimisi 5’de gözlerini açar sabaha.:) ben bugün 1’de uyandım. Ama yolculuk insanı çok yoruyor.:)” bahanem”
  Sokaklar boş , köy çarşısı doludur. Kimileri sabah geç saate kadar yatarken , bazılarıda çarşıda vakit geçirir. Yaşlıların her zaman mükemmel bir disiplini vardır. Asla bahane üretmezler. Sabah erkenden kalkılır. Düzenlerine göre önce kuran okunur. Daha sonra öğle namazı için cemaatle birlikte camide namaz kılarlar. Eve gelinir. Kaylüle uykusuna yatarlar. İkindi ezanı okunmadan uyanırlar. İkindi güneşi altında biraz dinlendikten sonra varsa özel işleri onları hallederler , tesbih çekerler , yaşıtları ile hoşbeş ettikten sonra  ikindi namazı kılınır ve tekrar kıran okunur.Böyle devam eder..
 İnsanın yaşlı olası geliyor. Daha çok nefislerini köreltmişler. Geçmişteki yaşadıklarını tartmışlar ve ona göre hareket ediyorlar.:) Tecrübe sahibi insanlar.
  İftar vakti bütün aile bir ayaklanır. Mutfakta işi olmayanlar bile mutfağa girer. Bir işide ben yapayım düşüncesiyle biri suyu , biri sofrayı , biri yemekleri halleder. İftar için özel yemek siparişleride vardır.:)
Komşular güzellikle ağırlanır. İftar için birbirlerini davet ederler. Misafirler için özel bir hazırlık vardır. Hem iftar için hem misafir için düzenli bir hazırlık...
 Eğer mahallenin birinde fakir bir insan varsa mutlaka iftar için hazırlanan yemekten ikram edilir.
 Sonunda ezana iki , üç dakika vardır. Upuzun  yer sofrası hazırlanır. Miss kokulu yemekler karnın gurultusunu tetiklerken , tepsiye hazırlanan bardaklar şıkır şıkır sofraya getirilir.:)
 Evin küçüğü varsa mutlaka sofra duası yaptırılır.”bence sevdirmek için güzel bir hareket”hemen iki sokak ötedeki camide ezan okunurken uzaklardan bir top sesi duyulur. Hurma , zeytin , su derken herkes bir şekilde orucunu açar. Evin babası iki lokma aldıktan sonra akşam namazını kılar. Tabii baba gelene kadar o kadar aç insan babayı bekler mi.? Hemen yemeye başlarlar. Daha tabaklar yarılanmadan karınlar şişer. Sonra sofra toplanır. Balkon keyfi yapılır.:) Vee gün biter.



Pazartesi, Haziran 04, 2018

Korkusuz korkak🤓

Pazartesi, Haziran 04, 2018 9 Comments
Aslında çok zevkli geçse de günüm o anı unutmuyorum. Gerçi hep aklıma geldikçe kendime gülüyorum. Sonunda bana bir şey olsaydı ki gerçekten olma ihtimali çok yüksekti. “Allah korudu.” Bir şey olmadı.:) piknik alanlarından bir tanesine piknik yapmak için gelmiştik. Abim çalı toplayalım biraz dedi. Önden yengemle  ikisi dağa doğru biraz dik yoldan çıkmaya çalıştılar. Tabi ben onların çıkmaya çalıştığını görünce yerimde durur muyum. Ben çıkmam gerekiyor. Abim daha yarısına gelmeden kendine güvenemedi. İndi aşağıya. Ben ortasına kadar geldim. Ayakkabım çok kaydı. Cesaretli bilirdim kendimi.:) ama o an çok korktum. Daha fazla yukarı çıksam mutlaka dengemi kaybedip yuvarlanacam. Hadi bismillah dedim. Abim aşağıda tam karşımda “çekil!,çekil!” Diye abime seslendikten sonra kendimi karşımdaki ağaca sarılmış bir şekilde buldum.:)) Ellerimi kafamdan önce ağaca vurdum. Birazda hızımı çömelerek azalttım. Ama nasıl bir şey olmadı bana hayret ediyorum. Beni biranda gülme tuttu.:)) Abim karşımda öylece kaldı. O günün en tuhaf ama en eğlenceli anıydı.:))
 Neyse biraz zaman geçtikten sonra tepeye çıkmak isteyen bir kaç kişi vardı. Ama akıllılar bizim çıkmaya çalıştığımız yerin hemen yanında daha az dik olan yoldan çıktılar.:)) hele diğer tarafta bildiğin düz bir şekilde rahatlıkla çıkabileceğimiz yer varken bizim dik yolu tercih etmemiz biraz düşündürücüydü.:)))
 Ama bana en çok dokunan neydi biliyor musunuz.? O kişilerin arasında 9 yaşlarında küçük çocuklarda vardı. Üstelik tek başlarına çıktılar.:)) kendime çok kızıyorum.:) yaşlandım artık çok yaşlandım.”18yaşında”  ama halime ne kadar şükretsem azdır.:) aşağıya bir video ekleyeceğim. Abartmıyorum , bu adam gibiydim. Tıpkı bu düşen kişi gibi düştüm. Ama Allah’tan sonumuz aynı olmadı.:) video karşıma çıkmışken paylaşmasam olmazdı.:) kendimi o an çekme ihtimalim yoktu tabi ,  ama işte benim gibi düşen adam.:))

Not: Ama ne olursa olsun yanımda bana cesaret veren kişiler olduğu sürece “bu kişiler fark etmez.” ben hep böyle tuhaf ve cesaretli şeyleri yaparım. Tamamlarmıyım , bilmem ama genede denerim.:) ama tam bir korkak olduğumu inkar edemem.:))