Çarşamba, Eylül 12, 2018

GİRİFT?

Çarşamba, Eylül 12, 2018 18 Comments
Merhaba!

Küçük bir sorum olacak:) 

Yorum yazarken bir sıkıntı oluşuyor mu? Geç açılma veya onayla butonuna bastığınız halde yorumu paylaşmaması vs.. bu gibi sorunlar ile karşılaşıyor musunuz?

Blogum ile ilgili önerilerinizi veya sorun olarak gördüğünüz konuları yoruma bırakırsanız not alıp bilgisayarıma kavuşunca halletmek isterim.:) Her türlü konuda fikirlerinizi, düşünceleriniz söyleyin lütfen. Kendim belki bir hata göremiyor olabilirim doğal olarak “kusursuz gibi” bu sebepten okuyanlar daha iyi bilirler diye düşünüyorum.:) Çok teşekkür ederim.:)

(Yorumlar yazıldıktan sonra bu yayını sileceğim)

Salı, Eylül 11, 2018




1- Dürüstçe fikirlerinizi söyleyecek yapıya sahip misiniz? Bu mecrada da öyle miydiniz? Kırılmasın diye geçiştirdiğiniz yorumlar oldu mu? 

~ Fikirlerimi söylemekten çekinmem. Ama bazen sevdiğim kişilerin karşıt fikirleri olduğu zaman daha naif bir şekilde fikrimi söylerim. Burada da fikirlerimi açıkça söylerim “istisnalar hariç:)”

2- Blog tutmaktan sıkıldığınız oluyor mu? 

~ ne yalan söyleyeyim bazen sıkılıyorum. 
Benim 2 dünyam var. Blog ve kişisel hayatım. Bazen fırsat bulmak çok zor oluyor veya farklı bir hobi keşfetmek beni çoğu şeyden uzaklaştırıyor, blog gibi. Günlük hayatıma daldığım zaman çok fazla meşkuliyetim oluyor. Sonra kendime geliyorum ve biraz üzülüyorum.  

3- Yazdıkça rahatlıyor musunuz? Yani yazmak sizin için bir ihtiyaç mı?

~ insanlara her şeyi söyleyemiyoruz. Yani söylemek istesemde dolaylı yoldan sevdiklerimle aram bir şekilde bozuluyor. Bu yüzden söyleyemediğim şeyleri burda yazmak beni inanılmaz rahatlatıyor. Normalde yazmayı seven biriyim. Anlamsız olsada yazarım motive ediyor beni. Seviyorum:)))

4-Geçiştirmek için yazdığınız oldu mu? Ya da bloğumu ihmal etmeyeyim diye demek daha sıcak bir ifade olur.

~ ben zorla yazamıyorum. İlla ki içimden gelmesi gerekiyor. Bir ay eğer yazı yazma isteği oluşmamışsa gerçekten ihmal etmeyeyim diye bir yazı paylaşamam. Zaten paylaşsam gerçekten çok samimiyetsiz olur. 

5-Yorumların niteliklerinden memnun musunuz? Yapay olduklarını düşündükleriniz oluyor mu? Burada ferdi bloglarız, hep aynı yere yüklenip, abone gibi sürekli oraya yorum yapmanın altındaki sebep ne olabilir sizce? O kişi; elliye varan yorumlardan memnun olur mu ki?

~ evet genel olarak yorumları beğeniyorum. Beni motive ediyor. Ama bazen sadece yorum yapmak için yapılan yorumlara denk gelmiyor değilim.:) bazen de aklıma hani banada uğrasın diye yorum bırakanlar geliyor. Olsun o da bişey diyorum.:))) ayrıca sadece bir yere odaklanmak yazılarını çok samimi bulmak veya kendine gelen yorumlarını samimi bulduğu içindir. Belki de daha farklı düşünüyordur. Bilemiyorum. Ama ben bazı blogları çok seviyorum. Yorum yazmasam bile okurum, kaçırmam. Samimi bulduğum için:) 

6-Bir bloğu nesine göre değerlendirirsiniz? Tema ve blog düzenine mi, yazdıklarına mı? Ya da hepsi mi önemlidir?HH


~ ben görseli seven biriyim. Blogger’ın temaları bana göre değil. Takip ettiğim kişilerde hepsinin olmasını isterim. Çünkü bir blog düzenli olursa yazılarına daha çabuk ulaşırım. Eğer teması özel ve tasarımı güzel olursa, yazısını daha istekli okurum. yazıları da özgün ve benim ilgimi çekiyor olması gerekiyor.:)

7-Antipatik bulduğunuz bloglar var mı? Buna rağmen onlara da yorum yapar mısınız, eleştirel de olsa? Zira buna da ihtiyacımız var…

~ antipatik bulduğum bir blog yok. Herkes kendi duygularıyla harmanlıyor yazılarını. Ama bir tane blog var. Antipatik değil ama düşüncelerimiz çok farklı tabi buda aramızda bir tartışma oluşmasına sebep olabilir. Ama ben henüz hararetli bir tartışma açmadım. Çünkü aynı zamanda seviyorum o blog komşumu. 
Ne kadar sevmediğim bloglar olsa da eğer benim ilgimi çekecek bir yazı paylaşmışsa yorum yaparım. Ama belki çok samimi olmaz.

8-Aramızda olmaktan mutlu musunuz?

~ hemde nasıl:) bazen kendimi yaşıtlarıma bakarak çok yaşlı görüyorum. Çünkü çevremde hiç blog kullanan yok ve sevende yok. Ama kendimi mutlu hissediyorsam bunların pek de önemi yok. Seviyorum komşularımı ve blogumu.:))

9-Zaman zaman ters düştüklerimiz oldu. Bunu uzun sürdürür müsünüz? Yani büyük bir sorunmuş gibi mi algılarsınız? 

~ değer vermiyorsam çok etkilenmem ama eğer sevdiğim ve değer verdiğim biri ile büyük ters düşmüşsem biraz etkilenir, üzülürüm. Onun dışında gözümde büyütmem.:)
10-Blog tutmanın sizce yararları nedir?

Kesinlikle çevremizdeki insanlar ile daha iyi iletişime geçmenizi sağlıyor. Bir blogger asla içine kapanık değildir. Yazdıkça içimi ferahlatıyor. Daha özgüvenli insanlar oluyoruz. Sosyalleştiriyor. İyi hissetmemizi sağlıyor. Daha nice güzel şeyler.. teşekkürler blogger, komşularım, ece evren..

Not: bu mim’de benden dürüst olmam istendi. Biraz kırıcı olduysam kusura bakmayın. Özellikle 5. Soruda biraz dobra yazdım.🧡.

Perşembe, Eylül 06, 2018

Sabah erkenden iki komşumu, işe gitmeden yakaladım ve deniz kenarına götürdüm. Aklımdaki plan basit ama etkileyiciydi. Sadece yapmamız gereken üç saksı çiçek ve içten özürler idi. Çiçekleri bu kadar seven bir insan için daha nasıl bir özür planlanabilir ki? Geç olmadan evine geldik. Pınar’da anahtar olduğu için kapıyı açıp, içeriye sessizce girdik. Yukarı katta olduğunu, bu saat ayakta olacağından bahsetti. Yüksek sesle seslendik bizim tombul, çiçek sever ablamıza. Biraz sonra elinde saksılar ile aşağıya indi. Bana sitemli bakışlar atarak “çekilin önümden, hayatımda özgür hissettiğim yere gidiyorum.” Dedi. Duygulanmak isterdim ama şimdi cesaret vermek için burda olduğumu her defasında tekrar ediyordum içimden. Ona elimizdeki sümbüller ve orkideleri uzattık. Onlar bizden sana gelen özgürlük habercileri dedim gözlerine bakarak. Seni asla üzmek istemiyoruz. İçindeki açmayı bekleyen çiçeklerin saadetle, gün yüzüne çıkması için burdayız. İlk günden beri bu sokak, evler beni çekti içine. Nedenini bir yanım sorgularken, diğer yanım hep bir şeylerin olacağını fısıldadı. Önce fotoğraf aşkım beni çekti zannederken, Esin’in buraya taşınması çekti dedim meğerse burada kalmam için sen çekiyormuşsun beni. Asla rahat bırakmayacağım tombul abla! 
 Yüzündeki samimiyet, bize karşı yumuşadığını  temsil ediyordu. Tebessümle karışık bakışları içimden bir “ohh be!” Dedirtti. 
Kenara çiçekleri koyup, sımsıkı sarıldım Gülsüm’e ve evlerimize dağıldık. Ertesi sabah ilk defa deliksiz uyuduğum için mutlu kalktım. Balkonumdaki menekşeler karşıdaki çiçekler ile sabahlaşırken bir güzel sularını verdim. Nescafemi bir elime, tostumu diğer elime alıp salona oturdum. İçimde öyle bir hafiflik var ki, sanki herşey yolunda gidiyor ve hiç bozulmayacak gibiydi. Aklımın bir köşesinde aldatma olayı canlanıyor ve sinirim hopluyordu. Şu güzel günleri ne kendime nede Gülsüm’e zehir edemem. Bu yüzden tozlanmak  üzere rafa kaldırdım. Aklımdaki güzel şeyler bitmek bilmiyordu bugün. Yine taze bir fikir geldi. “Kızlar” diye hitap edecek kadar samimi olduğum komşularımı yukarı terasta çay partisi için çağıracaktım. Hemen önce Esin’i çağırdım. Ardından da telefonla işte olan Pınar’ı. Sonrasında aşağıya inip Gülsüm’e baktım. Kapıyı bir kaç çalmama rağmen kapıyı açan yoktu. Pencerelerden evi kolaçan ettim ama pek birşey göremedim. Yüksek sesle ben olduğumu belli etsemde kapıyı açan yoktu. Kapıyı bir kaç kere zorladım. Pınar’ı aradığımda evden yeni çıktığını ve Gülsüm’ün evde olduğunu söylemişti. Pınar böyle dediği için endişe ediyordum. Sokaktan geçen gençler ile kapıyı biraz zorladık. Zayıf bir ahşap olduğu için baskıyı kaldıramadı ve açıldı. Evin içerisinde “Gülsüm!, Gülsüm!, neredesin?” Diye bağırıyordum. Bütün odalara baktım ama Gülsüm ortalıkta yok! Bir tane odaya bakmadığımı fark ettim. Gizemli çiçek odası hemen kapıyı açtım. Ortada yana yatmış ve bir bacağı kırılmış sandalye vardı. Yerden yukarı baktığımda çiçekli, pembeli bir elbise ve içinde buz gibi olmuş boynunda onu ölüme götüren bir ip ve bir kadın vardı. O kadın Gülsüm, evet Gülsümdü. Kaskatı kesilmiş, hareketlerim kısıtlanmıştı. Gidemedim yanına, çıkmadı sesim. Ölmüş gibiydim. Ne desem, ne yapsam yanmıştı yüreğim. Bundan sonrası için kurduğum hayallerim yok olmuş, kaçmıştı benden. Dünyam yıkıldı. İlk defa bir aile kurmuştum. Kardeşlerim gibi hissetmiştim onları. Uzun süre öyle baktıktan sonra yavaş yavaş yanına sokuldum. Zarif boynundan ipi çıkarıp çiçeklerin arasına yatırıverdim onu. Elinden bırakmadığı bir kağıt vardı. O haliyle ne kağıdıydı bu şimdi? Elinden usulca aldım. Birşeyler yazıyordu. Bir kenarda hem gözlerimdeki yaşları sildim, hemde hıçkıra hıçkıra okumaya çalıştım. İçinde yazanlar şöyleydi;
 Ben hayatımda birini sevdim. Sadece birini. Daha da kimseye bakmadım ona baktığım gibi. Gitti, O da terk etti beni yalnızlığıma. İçime kapandım o günden sonra. Ne kardeşlerim umrumdaydı, ne de yaşadığım hayatım. Kapandı bütün mutluluğum, açılmamak üzere. Sümbülleri ve menekşeleri çok severdi o. Hep yetiştirdiğim çiçeklerimi hediye ederdim. Benden ayrıldığında her zaman çiçek verdiğim penceremden onu bekledim belki gelir, çiçek verirdim ona. Koklardı, içine çekerdi yine. Ama olmadı gelmedi. Yeni hayatında hasta karısına baktı hep! Ama umrumda olmadı! Hayatıma daha güzel insanlar girdi onun yerine. Mesela sen Deniz! sen girdin. Beni düzenlemek, özgürleştirmek için. Pınar geldi yanıma, ama onuda kendim gibi yaptım en sonunda. Karamsar ve huysuzlaştırdım. Hayatı küstürdüm. Çok üzgünüm herşey benim ahmaklığımdandı. Bundan yıllar önce kaybettiğim Biran’ımı aramak bile beni deli ediyordu artık. Seviyorum seni, Pınar’ı, Esin’i, hayatı, herşeye rağmen benliğimi. Herşey için en iyisi buydu. Hoşçakal... 
 Biran... O benim. Benim diğer ismim Biran. İçimdekiler artık kendine yer bulamıyor, çığlıklar susmak bilmiyordu benim için. Gülsüm’ü yeni tanıyordum. Onu yeni keşfetmenin hüznü, ablam olduğunu öğrenmenin buruk mutluluğunu yaşıyordum. Hıçkırıklarım ve göz yaşlarım bütün çiçeklere ulaşmışken, ben gözlerimi ablamın gözlerine bakarak yumdum. 
 Dört duvarın içinde kalemimi ve defterimi usulca yere bırakıp, dışardaki çınar ağacına doğru yürümeye başladım. Bir elimde plastik bardakta soğumuş çayım, diğer elimde tuttuğum defterim ile oturdum ağacın dibine. yavaşça yaslandım sert gövdesine. Aldım yanıma siyah gölgemi okumaya başladım “deli” diye hitap edilen duygularımın karakterlerini. Artık korkmuyordum gölgemden, insanlardan, çirkin yüzlerinden ve onları takip eden gölgelerinden. Okudum ve bitirdim. Çayım olduğu gibi kaldı. Ve yine iki kişi tuttu kollarımdan, götürdüler dört duvar arasına. Yalnız değildim. Gölgem ve Karakterlerim var içimde yaşayan.

Cuma, Ağustos 31, 2018


Bildiğim kadarıyla mimlenmedim. Yok, yok mimlendim aslında. Şöyle ki mimin altına son söz olarak “isteyen herkes bu mimi yapsın.” Diyen bloggerların mimlediği kişiyim. Bir nevi davetsiz misafir. Neyse hemen mimi yapmak istiyorum.:)

1-  Okuduğun en güzel kitap hangisi?
En beğendiğim kitaplar arasından yeni okuduğum ve çok beğendiğim Sabahattin Ali’nin içimizdeki
şeytan kitabı.

2- Gelmiş geçmiş en duygu yüklü şarkı hangisi?
Şarkı dinlemiyorum ama çok mırıldanırım. Saçma sapan kimseye ait olmayan, kendi kendime uydurduğum sözler.:)) genelde iş yaparken yaparım bunu:)

3- Etkisinden çıkamadığın defalarca izlediğin bir film var mı? Varsa hangisi?
Komedi tarzında filmleri çok seviyorum. “Sağ salim” beni çok güldüren bir filmdi.:))
Defalarca izlemedim ama çok etkilenmiştim. “Yeşil yol”

4- bir renk olsan hangisi olurdun?

Mavi.

5- Karşı cinste aradığın 3 özellik?
Ahlak, sadakat, anlayış

6- En beğendiğin yabancı dizi?
Yabancı diziler ile pek aram yok.

7- Karşı cinste gördüğünde hemen soğuyabileceğin davranış?

Laubalilik ve sinir

8- Gelmiş geçmiş en iyi türk dizisi?

Kesinlikle Leyla ile Mecnun favorim:)))

9- Bir yerden yüklü bir para gelse ne yapardın?

Galiba aileme verirdim. Belkide yatırım yapardım.

10- Aşk her şeyi affeder mi?

?

11- Aşk mı? Gurur mu?

Çok gururlu bir insanımdır.

12- Evde yangın çıktı ve hemen çıkman gerekiyor. Kendinle birlikte neyi çıkartırsın?

Allah korusun. Bu tür durumlarda evde ailem varsa onlara yardım ederim. Eğer tek başımaysam mantıklı davranabileceğimi düşünmüyorum. Ama yine de bir şey söylemek gerekirse çizimlerimi alırıdım.

13- Şimdiye kadar yaptığın en büyük çılgınlık nedir?
Böyle de sorunca hemen aklına gelmez ki insanın:))
Arkadaşıma çok sinirlenip hergün okulda eşyalarını yerde sürüklemiştim. Tabi gizli gizli. Yazık yetmezmiş gibi birde öğle arası okula gidip performans ödevini yırtmıştım. Fena bir çocukluk:)) birde yaz ayında 5. Kattan arkadaşlarımı sulamıştım ve komşulardan azar işitmiştim.:))

14- En garip alışkanlığın?

Uyumak için yattığımda anılarımı canlandırırım. Yada bir hikaye kurarım ve hergün hikayenin başından alırım ve hergün aynı yerde uykuya dalarım sonu gelmeyen yarım hikayeler.:))) bu aynı zamanda kamerinde alışkanlığıymış. Bir tek ben yapıyorum sanıyordum.:)))

Çok keyifliydi...







Çarşamba, Ağustos 29, 2018


Şu bazı insanlar vardır ya hayatımızda. Beraber güldüğünüz, eğlendiğiniz, zamanın bir anda geçtiği “o” insanlar iyi ki varlar...
Bugün yine bu güzel insanlar ile beraber vakit geçirdim. Beraber oturup demli bir çay içmek hayatımın en güzel anı olur. Bizim için yaş önemli değil, en azından benim için. Benden büyük olmalarına rağmen yaşıtlarım gibi hissediyorum. Çünkü onlarda ki gerçek bir samimiyet. Ben konuşurken bana tebessüm etmeleri, aynı şekilde konuşurken onlar tebessüm ederek muhabbet etmeleri beni çok huzurlu hissettiriyor. Hiç zıt bir konuşma olmadı aramızda. Burada anlatıyorum çünkü bu güzel insanları çok seviyorum. Bu güzel insanlar 2 tane anne ve bir tane nişanlı kuzen:))
Onların evine her gittiğimde mutlaka imrenerek evime dönüyorum. Nasıl olabiliyor da bu kadar saf ve temiz kalıyorlar? Elbet onlarında sinirlendikleri oluyordur ama hiç görmedim sinirlendiklerini. Ya misafir olarak bana saygılı davranıyorlar yada gerçekten harika insanlar:) şu hayatta hiç kimseyi örnek almadım ve asla birileri gibi olmamamı isteyen insanları sevmedim. Ama kuzenim hariç. Biricik ablamı hep örnek alırım. Çok ince düşünür. Ahlak bakımından hep imrenmişimdir. 
Velhasıl birlikte kahkahalar ile bitirdiğiniz sohbetleriniz varsa bu insanlar ayrıcalıklıdır. Onları asla kaybetmeyin. Hep hayatınızda olsunlar...

Vee, sizlerde gördüğüm en iyi komşularsınız❤️

Perşembe, Ağustos 23, 2018

21 gün rüyası

Perşembe, Ağustos 23, 2018 26 Comments

Öyle güzel başlamıştım ki sanki her gün yazı paylaşacaktım. Dediğim gibi sadece 3 gün sürdü. 21 gün devamlı içerik paylaşamadım. Gerçekten çok zormuş. Sanki alışıp her gün zevkle paylaım yapacak gibiydim.:) maalesef olmadı. Özür dilerim. Şunu fark ettim. Her gün yayın paylaşınca biraz soğudum blogdan. Yani biraz özlemek lazımmış. En azından bir kaç gün mola vermek gerekiyor. Konu bulmak benim için zor değil ama her gün bir şeyler yazınca bir yerden sonra artık zevk almadan, bi iş haline dönüştü. Tabi haliyle can sıktı. Hemen hemen her gün yazı paylaşan komşularıma kocaman tebrik. Ben beceremedim.
 Size hergün yazı paylaşmayı tavsiye etmek yerine düzenli paylaşım yapmayı tavsiye ediyorum. Böylelikle  kendinizi sıkmıyorsunuz ve okuyucular bunalmıyor. Gerçi size diyorum ya düzenli paylaşım yapın diye şahsen ben pek düzenli olduğumu söyleyemem ama sevgiyle hazırlıyorum yazılarımı. Sadece yazmak için yazmıyorum. Ama şu üç, dört gün içinde sadece yazmak için yazdığımı fark ettim. Velhasıl içinizden geliyorsa bir günde 4 yazı paylaşırsınız ama içinizden gelmiyorsa zorlamayın. Gelince yazarsınız.:))) 

Cumartesi, Ağustos 18, 2018

İlk misafirim Esin oldu. Neşeli ve ilk defa hüzünsüz bir gün geçirdim. Ertesi gün çat kapı Gülsüm’e gittim. Zor olsada kendimi eve davet ettirdim ve zorla çay demlettirdim. Teşekkür borçlu olduğumu düşünüyor, bütün borçlarımı verdiği çek sayesinde ödediğimi bilmesi için ona övgüler ile teşekkür ettim. Ama hâlâ katıydı. Esin ile bizi yine odada tek başımıza bırakıp üst kata çıktı. Alt katta bakmadığım bir oda vardı. Ama maalesef kapıyı ne kadar açmaya kalksamda açamadım. Kilitliydi. Merakım zaten boyunu aşmışken bu kilitli kapı daha berbat bir hırsı tetikliyor. Esin’e bahsettiğimde kurcalamamam gerektiğini söyledi. Doğruydu ama yeni benliğimin pek umrumda olmadı. Kapıyı zor bela açtım. İçeriden öyle bir ışık geliyordu ki, eşyalar gözlerimi kamaştırdı. Kafamı içeriye uzatıp baktığımda sanki bir çiçek bahçesi gibiydi. Aradığın her türlü çiçek vardı içeride. Miss gibi bir kokusu vardı. Üstelik duvarlarında boş çerçevelerin içerisine küçük saksılar yerleştirilmiş. Çiçeklerin yanında minik minik notlar vardı. Çiçeklerden birinin notunu usulca kopardım. Üzerinde ‘her çiçek ilgi ister, tıpkı insanlar gibi.’ Anlamlıydı, ilgiye aç bir insan için.  Her saksının yanında, özel su kapları ve toprakları vardı. Demek ki  Penceredeki 2 saksı bu odanın habercisiymiş. Şaşkınlığımı gizleyemeden, olduğum yerde bağırmışım. Nasıl olabilir? Bir dakika Gülsüm ve sevimli çiçekler...
 Kendime gelmeye çalışırken üst kattan Gülsüm, odadan Esin koşarak geldiler. Gülsüm bütün gücüyle beni dışarıya doğru sürükleyip yere düşürdü. Ardından onca hakaret ve küfürler savurdu şaşkın yüzüme. Esin bir şeyler yapmaya çalışsada nafile artık onun gizemli hallerini öğrenmiş olduk. Bunun için sinirlenmişti. Kapının önüne bir çöp gibi atıverdi bizi. Yaptığımdan asla pişman değilim. Hayatta bazı şeylerin gün yüzüne çıkması için cesaretli olmak gerek. Bu benim en takdir ettiğim cesaretlerimden birisi oldu. Evet belki yaptığım büyük bir ayıp lakin ortaya çıkardığım, 2 insanın hayatını düzene koyacak eminim. Gülsüm’e karşı önyargılarımı bir kenara koydum. Çünkü karşımda kendini tanıtmayı bilmeyen, ruhunu kötülüğe adamak zorunda kaldığını düşündüğüm bir insan vardı. Bu içindeki çiçekli odayı herkesin ama asıl kendisinin öğrenmesini sağlayacağım. Belki bugün değil! Ama zamanla herşey rayına girecek mutlu sonla bitecekti. Önceliğim kirli sakallı, pis bakışlı adam. Evine doğru ilerledim. Küçük bahçesine girip, kapısını tıkladım. Atlet ve elinde bira şişesiyle kapıyı açtı. Ürkmüştüm.
Konuşmam gerektiğini söyleyip, bahçede duran sandalyeye oturdum. 1 saat sonra kendine gelince, yanıma geldi. Hiç lafı uzatmadım. Olan biten herşeyi anlattım. Kabullendi. Kocası olduğunu, yıllardır eve uğramadığını, zamanında ceviz kabuğunu doldurmayan şeylerden bile dövüp, patakladığını, istemediği halde zorla iş gösterdiğini, çalışıp, kazandığı parasını zorla  elinde aldığını ve eve içkiler, kadınlar getirdiğini, haftalarca ev hapsi verdiğini gözünü kırpmadan, sakin ve bir gram pişmanlık hissetmeden anlattı. Kanım, bedenim buz kesildi. Gözümdeki yaş neredeyse üzerine silah olacaktı. Kendimi tuttum. Başka çarem yoktu. Hâlâ görüşüp, görüşmediğini sordum. Yüzünü bile görmek istemediğini, Gülsüm’ün kendisini bırakmadığını söyleyip durdu. İnanmak istemesemde her zaman sokağın sonuna bakıp, içlendiğine gözlerim şahitti. Ondan uzak durmasını ve bunca yaptığı kötülüğü düşünüp, biraz üzülmesini, yüzüne karşı sert bir ifade ile söyledim. Neyseki bir sorun çıkarmadan evine girdi. Sanırım hastaneye kaldırılan kadının hüznüyle bu haldeydi. Kadının kim olduğunu soracaktım ama herşey sırayla.
 Gülsüm’e uğramadan evvel kapımın önünde sıska kadını bekledim. Beklerken bir kaç fotoğraf çektim. Artık bu sokaktan biriydim. Eskisi gibi can alıcı, göz yoran bir sokak gibi değildi bana. Gizemli hayatları barındıran bir sokaktı. Oyalanırken kadın yavaş yavaş çıktı evden. Hemen önüne geçip merhaba Dedim.
Hiç umrunda değildim. Yine o siyah toka vardı sarı saçında. Saçlarını savura savura gitti. Peşinden takip ettim. Nede olsa takip etmekte ustalaşmıştım. Minik kafede küçük orta yaşlarda bir çocukla buluştu. Öyle bir sarıldı ki, sanki annesiydi. Avucunun içine bir miktar para sıkıştırdı. Ardından diğer avucuna dolu dolu şeker. Elindeki torbayı çocuğa uzattı. İçine baktığında gözleri gülüyor, kendini tutamayıp tekrar kadına sarılıyordu. Karnı aç gibiydi. Kadında fark ettiğim tek şey tokası değil, çocuğa karşı bakışlarıydı. Hiç kimseye öyle bakmıyordu. Sanki içinde 2 tane insan vardı da sadece biri o çocuğa özeldi. Görüşmeleri bitince çocuğu bir taksiye bıraktı. Dönüşte yine karşısına dikildim. Peşini bırakmayacağını ve Gülsüm hakkında yeni şeyler bildiğimi söyledim. Bir an duraksadı ve beni kafeye davet etti. Merak ettiğim çocuğu sordum. Sessiz kaldı. Ona Gülsüm hakkında bildiklerimi anlattım. O odayı bir hafta önce kendisininde açtığını ve Gülsüm ile üvey kardeş olduklarını söyledi. Çocuğu tekrar sordum ve bir daha. Sonunda çocuğunda kendisinin üvey evladı olduğunu söyledi. Onu her hafta bu kafede ağırladığını, Gülsüm’ün haberinin olmadığını söyledi. Elbette Gülsüm’de bilecek. Onu ikna edemedim. Söylediğine bin pişman oldu. Ama ondan onay aldıktan sonra mutlaka Gülsüm’e söyleyecektim. Artık gizli hiç birşey olmayacaktı. Birbirini tanıyan aynı evde, aynı havayı soluyan insanların gizli kapaklı meseleleri olmayacak ve böyle daha güzel olacak diye nasihat edercesine sözler söylemiştim. Beni tastikler gibi kafasını sallıyor, arada yüzüme bakıp, tebessüm ediyordu. Bu kadın Gülsüm gibi katı değil, aksine ruhunu rahatlatmak için yollar arayan bir kadındı. İçindeki temiz kalpli kadını çıkarmak için ona yardım edeceğim. Samimi olmadığımız için ismini sormamıştım ama bu sefer sordum. İsmi Pınar’mış. Daha da birşey konuşmadan oradan ayrılıp, herşeyin hesabını ince ince düşünmek için deniz kenarına uğradım. Kirli sakallı adamın meselesini bitirmiştim. Fakat Gülsüm kafasında bitirmesi gerekiyor. Onu bir kenara bıraktım. Pınar desen zaten herşeyi yapmaya hazır biri. Onun bu yolda taş olacağına inanmıyorum. Ruhunun temizlenmesi gereken tek kişi Gülsüm. En azından şimdilik. Ertesi sabah Pınar’ı arayıp, buluşmak için kafeye davet ettim. Oldukça yoğun iş temposu sebebiyle reddetti. Esin’i davet ettiğimde aynı sözler, farklı ağızdı. Gülsüm’ü bir an önce dünyaya yeniden getirmem gerekiyordu. Bu iş artık benim üzerimde büyük sorumluluk oluşturmuştu. Özür dilemek için plansızca kapısına gidemezdim. Bunun için 2 kişi ve birde aklımda necla vardı. Hemen yukarıya çıktım. Kapısını tıkladığımda beni Necla yerine kirli sakallı adam yarı giyinik, yarı çıplak bir vaziyette karşıladı. Ayak uçlarımdan başımdaki saçlarıma kadar büyük bir ateş kapladı vücudumu. Gözlerim gördüğüne inanmazken, içimdeki sözler sorgulamak için ağzımdan çıkmayı bekliyordu. Ne büyük bir acı! Saf ve kendi halinde gördüğüm Necla sokağın kadın kabadayısını eşiyle aldattı. Duygularım ve yanılmış kalbim bir kez daha ön yargısını silmek için sayısız yemin etti. Ahlaksızlık bu tam bir ahlaksızlık! Diyerek yüzlerine kapıyı yapıştırdım. Moralimi bozmam hiç iyi değildi. Yapacağım ve düzeltmem gereken bir psikoloji var. Kendime verdiğim ucuz teselliler ile sadece evimin kapısına kadar dayandım. Daha sonrasında içimdeki öfke bir kaç biblo ve tabaktan çıktı. Her zaman ki gibi yatıp uyuyarak yatıştırdım sinirimi. 

Cuma, Ağustos 17, 2018




- Cem Kazan “21 günde blog yazma alışkanlığı kazanılır mı?”

Harika bir paylaşımdı. Aradan 2 gün geçmesine rağmen hemen yıldızlı yazılar arasına eklemek istedim. 21 gün boyunca yazı paylaşmamız gerekiyor. Benim şuan 2. Yayınım olacak. Bu etkinliğe katıldım. Bakalım nereye kadar devam ettirebileceğim. Ama galiba 21 gün boyunca içerik üretip paylaşsam ve bloga 2 gün uğramasam yine sil baştan olur gibi.:)) daha detaylı okumak için Buraya Tıkla ⭐️

- Kiremithanem “Edirne Pazarkule”

Harika bir gezi olmuş. Bilirsiniz çok güzel fotoğraf kareleri vardır. Yazıları akıcı ve tebessümle okursunuz. Ben çok beğendim. Fotoğrafları görmek için Buraya tıkla.⭐️

- Müfred “Rahip Barsis’in hikayesi”

Çok etkilendiğim bir hikaye oldu. Tam namaz kılmadan önce okudum. Etkilendiğim için namazıma daha dikkatli davrandım. Şeytanın oyunları bitmiyor ve öyle bir vesvese veriyor ki ondan geldiği bazen belli bile olmuyor. Şeytanın hilelerini ve rahibin kötü sonunu anlatan bir hikaye okuyun derim.:) okumak için Buraya tıkla.⭐️

- Herteldenşef “Evim, güzel evim”

Evdeki huzurdan, kültürden, gezmekten, keşfetmekten bahsettiği güzel ve ilgi çekici bir yazıydı.:) Çok beğendim ve burada paylaşmak istedim. Uzun süren bir yolculuk ve sonunda mükemmel bir şef!  Eğer kaçırdıysanız Buradan okuyunuz. ⭐️

Perşembe, Ağustos 16, 2018


Var mısın? Etkinliğine hoş geldin!

Yeni bir kategori, yeni bir alışkanlık, mutlu yüzler ve daha nice konular...

 Hayatında bazı şeyler rutin haline geldi veya hayatın kuralları. Yatarken pijama giymek, yıkanmak, dışarıya çıkarken ayakkabı giymek, her gün  yüzünü nemlendirmek vs...
Bunların hepsi hayatında yaptığın şeyler. Birde hayatta senin özel olarak yaptıkların var. Zorunlu olmayan. Mesela makyaj yapmak, kitap okumak, film izlemek, saç boyamak, şarkı söylemek vs...
Bu söylediklerim senin keyfine göre yaptıkların oluyor. Peki bu özel olarak yaptıklarının arasına yeni şeyler eklemek ister misin? Sana müstehap desem, cennet desem, sevap desem? Ne gelir aklına? Bildiğimiz islamiyet ile ilgili kelimeler, konular geliyor aklına değil mi? Yada şöyle desem. Sen sevdiğin birini ne kadar düşünürsün veya ne kadar ondan bahsedersin? Uzakta olan anneni, babanı kaç defa ararsın? Sevdiğine kaç defa mesaj atıyorsun? Sana 100 defa seni seviyorum diye mesaj atsa ne kadar mutlu olursun demi? İşte islami terimler bunları anlatıyor aslında. Seni seven bir Rabbin var.  Sen, seni seven Rabbin için 99 ismini zikretmek istemez misin? Ne kadar faydası olduğunu nelere faydası olduğunu yazsam bitmez. Ama sadece zikretsen bile Rabbin’in mutlu olması yetmez mi sana? Benim ilk ekleyeceğim şey Allah’ın 99 ismini ezberlemek. Küçükken annemle yarış yapmıştık ama yarışı annem kazanmıştı. Şimdi seninle bir yarış yapalım. Sen mi önce ezberleyeceksin, yoksa ben mi? Ama elbette önemli olan bu değil. Kim amel edecek? Orası senin ve benim nefsine kalmış. Var mısın benimle yarışa? Varsan hadi şimdi başlayalım:)

“Bu senin için yazıldı. Yapmak veya yapmamak senin elinde ama unutma arkadaşım kalpler ancak  Allah’ı anmakla huzur bulur...”



Perşembe, Ağustos 09, 2018


Merhaba! İlk defa bir mim hazırladım. Sadece bir sorusu var.:) hiç uzatmayayım hemen soruyu paylaşayım çünkü uzun uzun çocukluğumda yaşadığım güzel anımı anlatacağım.:))

Çocukluğunuzda yaşadığınız güzel anınızı anlatın.:)


11, 12 yaşlarındaydım tam bir şeylere heves etme ve yarım yamalak işin ucundan tutayım derken tatlı zararların oluştuğu yaş.:) ne oldu bilmiyorum ama bir anda para kazanma isteği oluştu bende. Bana kim ilham verdi hatırlamıyorum ama hep içimde bir şeyler satmak ve para kazanmak en azından üç dört lira harçlık çıkartmaktı amacım. Benimle aynı fikirde olan bir kaç arkadaşımda varmış meğer.:) bunu öğrendiğim zaman daha çok hırslanmıştım. Hemen okuldan eve gelince kalem koleksiyonumdan bir kaç kalem aldım bakkala gidip birkaç kalemde oradan aldım ve bakkaldaki kalem kutusunu da aldım. Ertesi gün arkadaşlar ile birlikte onların getirdiği kalemleri, kalem kutusuna güzelce yerleştirdik. O zamanın güzel kalemleri vardı. İlgi çekici görünüyorlardı.:) başladık sınıftakilere satmaya ama öyle kolay olmadı tabi. Önce birinin gelip “bunlar ne?” Diye sormasını bekledik. O gün sadece 2 tane satmıştık. Ertesi gün elimize geçen iki liranın mutluluğuyla evdeki dvd leri topladım.  Daha sonra onları da satınca toplam beş liramız olmuştu. Hepimize bir lira düştü ama o bir lira bizim için ne büyük bir kazançtı. Harcarken ki mutluluk tarif edilemezdi.:) daha da hırslanıp işi büyütecektik fakat sınıfın kurnazı bizi öğretmene söylemekle tehdit etti. Tabii çocuk kafası bizde işi bıraktık. O zamanlar biraz kırılmıştım. Yarım kalmıştı amacım. Bu anım gerçekten en güzel anılarımın arasında yer edindi.:) hala vardır çalışıp para kazanma isteği.:) bence her çocuğun içinde güzel hayalleri var. Hani büyüyünce ne olacaksın sorusu var ya bence bu sorunun yerine hayallerin var mı? Diye sorulsa daha güzel ve özgün cevaplar alınır. Belki biri prenses ile yaşamak ister, belki de dev gibi bir robot görmek ama önemli olan büyük resmi görmek değil mi? Kim bilir biri tasarımcı biri mühendis olur.:))
  Konu dağıldı...

Öncelikle bu mimi yapmak isteyen bütün komşularım buyurun.
Geleneği de bozmayayım:)

Tuğçe yüksel
Yalnızamaözgür
Deeptone
Okumak hayattır/ sevkoz
Yine bir gün biz böyle/ özlem