Pazartesi, Temmuz 30, 2018




 2. Gün biraz daha erken geldim sokağa. Aklımda esin’i görüp, öyle takibe başlamak vardı. Ama ben sokağa girdiğimde, adam telaşla evinden çıktı. Koşa koşa arkasından yetişmeye çalıştım. Nefes almakta oldukça zorluk çekiyordum. Tam o sıra taksi önümden geçti. Hemen kenara durması için seslendim. Adamı takip ettiğimde yine o apartmana geldik. Adım adım fotoğraflarını çektim. Ama bu sefer apartmanın önünde acı acı çalan ambulans sesi vardı. Adama biraz daha yaklaştığımda gözlerinin kan çanağına döndüğünü gördüm. Ağlamaktan sesi kısılmış olsa gerek boğuk bir sesle “nerede?, nereye götürdünüz?” Diye oradan oraya anlamsızca koşuşturuyordu. İri yarı olan adam halsiz ve bitkin görünüyordu. Merakım iyice artmıştı. Ama uzaktan izleyip, fotoğraf çekmek daha güvenilirdi. Daha sonra ambulansa dün geldiği kadını yatırttılar. Görevlilerden biri “bayılmış, önemli birşeyi yok. Merak etmeyin lütfen” Adamı sakinleştirmek için klasik umut sözlerini sakince söylüyordu. Ambulansın arkasından adam, adamın arkasından ben takip etmeye başladım. Hastenede bir saat kaldıktan sonra gün sonu raporu için dermansızca ahşap evin kapısını çaldım. Gülsüm’e olan biten herşeyi detayları ile anlattım. Ne tuhaf ki gülsüm hiç bir tepki vermedi. Dokunsam ağlayacak gibiydi. Nasıl bir duygu içinde kaybolmuş, içindeki tanımlanamayan, tammalanamayan cümleler özünü yitirmişti. His ses etmedi. Ağzının içinde duymakta zorluk çektiğim ve bana anlatmak istediği şey kalkıp dışarıya gitmesiydi. Kapıdan çıkarken usulca beni burada bekle dedi. Kapıdan çıkar çıkmaz evde neler olup bittiğini öğrenmem için içimdeki merak ‘kalk hadi!’ Diyordu.  Odanın kapısının ucundan antreyi kontrol ettim. Daha sonra merdiveni. Evde hiç ses yoktu. Çaprazdaki odanın kapısı aralıklıydı. Yürürken cüssem kuş kadar hafifti. Ayak uçlarımla yürüyüp kapının aralığından odanın içini görmeye çalıştım. Yine boş ve yıpranmış eşyalar ile doluydu. Burada göze batan bir çok eşya vardı. Masanın üzerinde duran, rengi atmış biblolar, içi boş çerçeveler, yine içi boş kırık vazolar ve daha nice yıpranmış küçük eşyalar. Ama en çok içinde fotoğrafların olmadığı çerçeveler etkilemişti beni. Kapıdan bir ses geldi. Kendimi odanın dışarısına attığım ile diğer odaya geçişim bir oldu. Kapıdan gelen gülsüm değil, sarışın kadındı. Hiç vakit kaybetmeden ‘merhaba!’ Dedim. Önce hiç umursamadı. İkinci seslenişimde, gözünün ucuyla beni süzdü. Hemen atıldım. ‘Gülsüm’ün arkadaşıyım.’ dedim. Rahat bir tavırla ‘pekala’ dedi ve ekledi;
  • şimdi gelecek. Bekleyin onu. Ben yukarıdayım. 
Muhabbet edilemeyecek kadar sıkıcı ve sıradan bir kadındı. Gözlerinin altı mor ve torbalıydı. Sanki her gün uykusuzmuş gibi. Geçenlerde uzaktan gördüğümde saçında siyah bir toka vardı. İşin garibi tokanın üzerinde B yazıyordu. Tam tokasının anlamını soracakken, yüzüme bile bakmadan arkasını döndü ve yukarı çıktı. Çok tuhaf bir aile , ne oldukları belli olmayan, çıkmaz bir sokak gibi, duygusuz ve bıkmış görüntüleri, hele ki evleri, eşyaları sanki bir anlamları vardı. Çözmek istiyorum. Ama içimdeki o tuhaf his artık sıkılmış ve vazgeçmek istiyordu. Taki kapıdan gülsüm gelip içi doldurulacak çeki bana uzatana kadar. Solgun yüz ifadesiyle bana çeki uzatıp; 
  • İstediğin miktarı yaz ve git buradan.
Paranın bana geleceğinden şüphe ederek istediğim miktarı yazıverdim çeke. Artık bir daha gelmem mümkün değil bu eve. İşim bitmişti. Borçlarımı teker teker ödedim elimde yine az ve yine yetersiz miktar da para vardı. Borçların ağırlığı üzerimden kalktığı için bu durum umrumda değildi. İşimin bitmesine rağmen hâlâ bir şeyler öğrenmeden çekip gitmek meşhur merakımı rencide ediyordu. Oradan esin’e geçip geç kalan akşam randevusunu hatırlattım. Akşam yemeğinde ona herşeyi anlatmak istiyorum. En azından hatalarımı ön görebilir. Saat 7’de buluşacağımız restorana gittim. Ayırttığım masada beni esin bekliyordu. Ne büyük utanç!
Davet ettiğim halde geç kalan ben oldum. Biraz gırgır yaptık. İyi geliyor arada böyle saçmalıkları söyleyip, gülmek. Kendini hatırlıyorsun. Resmiyetin içinden sıyrılıp, aslını görüyorsun.  Hiç vakit kaybetmeden konuya girdim. Önce o kadar çok şaşırdı ki. Sanki ben değilmişim karşındaki. Hiç konduramadı bir adamı takip edip, işimi kötüye kullanmamı. Ama artık ben, ben değildim. Herşey uğruna aradığım kardeşlerimin ruhlarını insanların bedenlerinde görmek onlar ile konuşmak istiyordum. İnsanlara yakın olduğumda belkide kardeşlerimi bulacaktım. Masada bir yandan derin düşüncelere dalıyor, bir yandan da kahvemi karıştırmaktan, köpüğünü söndürüyordum. O sırada esin yüksek sesle; “sen çok değiştin! İnanamıyorum. O günden sonra seni kaybettim. Sen işini boşa kullanan bir insan değildin. Hatta böyle asalak insanlara her zaman dikerdin gözlerini. Ne oldu sana? Aslında ben biliyorum sana ne olduğunu. Ama asla değişmeyeceksin!”
 Kişiliğimi yargıladığını kabullenmek çok zor olmadı. Aksine onayladım. Çünkü farkındayım ne halde olduğumu. Gece sonunda yatağıma uzandığımda günümü baştan sona hesaba çektim. Öyle ki hesabım günden güne büyüyor, nefesimi daraltmaya başlıyordu. 
 Sabah kapımın kulaklarımı rahatsız ettiği çılgın sesiyle uyandım. Kapımın önünde huzursuz ev sahibim, yine sinir küpü olmuş. Kirayı vaktinde ödememe rağmen evden çıkaracağını söyledi. Kendi evlatlarından iki numarayı benim daireye yerleştirme planları yapmış. Usulunu bilmez adam beni kovmaktan beter etti. Ne zamandır düşünüyordum yeni bir ev ama malum halimiz belli. Şimdi başka şansım da yok. Bu kaygılı ve etrafıma mutsuzluk saçtığım halimle soluğu Esin’in yanında aldım. Durumu izah etmeme gerek kalmadan neler olduğunu öğrenmiş bizim ki. Tabi eniştesi ev sahibim olduğu için teyzesi söyleyivermiş. Huysuzdur bilir Esin’de ama onun yapabileceği hiç birşey yok. Yinede bana bu günün en güzel ama en berbat haberini verdi.
  • Sana bir ev buldum. Hem de ev hazır eşyalarıyla birlikte. 
  • Ciddimisin?
  • Evet. Hem de bana çok yakın bir yerde
 Anlamaya çalışırken hiç beklemediğim anda ‘aşağıdaki daire boş, fiyatı desen çok uygun.’ Dedi. Beynimden kaynar sular boşaldı. Burası bana göre bir yer değil. Hayatımda hiç çöplüğe benzeyen bir sokakta yaşamadım. İnsanları desen absürt bir havaları var. Ben burada yaşayamam. İçimdekileri söylemek yerine ‘yok canım ben başka bir yere bakayım.’ Demeyi tercih ettim. Bir daha incitmek istemem canımın içini. Ama ısrarları ve mantıklı fikirleri beni buraya meylettirdi. Biraz düşündüm. Ama bu düşünme süreci içerisinde önceliğim Esin değil. Gülsüm ve gizemli arkadaşı. Onları merak ettiğim için kabul ettim. Nasıl olsa iş teklifleri gelmeye başladı. Daha sonra buradan ayrılırım düşüncesiyle ev sahibinin yanına uğradım. Adam dünden razıymış. Hemen ev anahtarını teslim etti. Evin kapısını açıp, içeriye doğru yöneldim. Açıkcası içimde büyük bir merak yoktu. Sonuçta Esin’in evini görmüştüm. Benim ki daha fazla nasıl olabilir ki? Kapıyı kapatıp odaları gezmeye başladım. Salona girdiğimde eşyaların üzerinde beyaz örtüler vardı. Hepsini kaldırıp, bir kenara koydum. Klasik koltuklar süslü abajurlar ile süslenmiş. Büyükçe bir konsol karşı tarafa yerleştirilmiş. Şık görünümlü biraz da abartılı biblolar ile doldurulmuş. Duvarlar yine bomboş. İlk işim duvarları boyamak ve tablolar ile donatmak, konsolun üzerindeki bibloların çoğunu atıp yerine daha modern biblolar ve sevdiğim eşyaları yerleştirmek olacak. Ama öncelikle komşularıma bir merhaba demek isterim. Bu kaput sokağın yeni bir nefese, yeni bir dünyaya ihtiyacı var. Bu ilerleyişin kötüye gittiğini bilmeyen, gözleri ve kalpleri mühürlenmiş insanların aydınlanması gerekiyor. Tabi ki ilk karşı komşum ahşap evdeki tombul Gülsüm olacak. Bi dolu tebessüm ve sanki ilk defa karşılaşıyormuşum gibi kapıda dikildim. Beni gördüğüne şaşırmıştı. Çünkü  onu ilk görmüşüm gibi ismimi söyleyip, ismini sordum. ‘Galiba delirdi bu kız’ der gibi bir bakış attı. Ardından da dillendirdi;
  • Hayırdır? Ne oluyor?
  • Buraya yeni taşındım. Yeni komşunuz!
  • Evet.. evet, bir sen eksiktin. Tam oldu. Hadi defol!
Şaşkın değildim tabi. Alıştım. Sinirli tombul, artık isminin anlamını yansıtacak. İnanıyorum. Yeni evime geri döndüm.

Sabah erken vakitte eşyalarımı yerleştirdim. Şüphesiz bu sokaktaki en güzel ev oldu. İstemsizce içim ısındı. Duvarlar, eşyalar, biblolar, fotoğraflar beni yansıtıyordu. Bunun için mutluyum. Eve gelen bir misafir benim hakkımda bilgi alması çok zor olmayacaktır. 

Cuma, Temmuz 27, 2018

...

Cuma, Temmuz 27, 2018 5 Comments
Zorla ağzımı bozacaklar ya! Bir insan köpeği arabanın arkasına ip bağlayıp sürüklemesi, köpeğin ayaklarını ellerini kesmesi ve daha nice iğrenç işkenceler neden ne yaşamış olabilir yada ne yaşamamışta böyle bu “MÜSLÜMAN” kimliği ile dolaşan her şeyden bi haber mide bulandırıcı, taş kalpli, vicdansız ve merhametsiz insanlar.!!!! Çocuklara nasıl bir intikamdır ki boğazı kesilip gömmek nedir ne??? Bu insanlar ne ile yaşıyor. Günlük hayatları nasıl? Normal bir insan değil bunlar. Zalimlik! Şuan ne yazacağımı bilmiyorum. Kafam çok karışık. Haberleri izlesen dert, izlemesen dert. Sinirlerim bozuldu. Şimdi anlıyor musunuz osmanlıyı neden istiyorum.!! Artık arkadaşlarımdan, en yakınlarımdan korkmaya başladım. Neden mi? Çünkü beni ve bütün insanları kötü etkiliyor bu zalim insanlar.! Sebebini merak ediyorum. Bi çocuk neden öldürülür? Kim için veya onu öldürme raddesine gelene kadar neler yaşadı. Ne ile psikolojisini bozdu bu haydutlar?? Valla artık bıktım. Bu insanlar dünyanın güzelliğini görememiş, kalp gözleri kapanmış? Tefekkürü unutmuş, şükretmeyi, sabretmeyi unutmuş. Bu aralar sokak röportajlarını izliyordum. Dini sorular soruldu. Ama önce “MÜSLÜMANIM” diyen dedeler subhanekeyi bilmiyorum diyorlar! Kelime-i tevhit nedir diye soruluyor, kimisi başlıyor “eşhedü..” diyor sonu gelmiyor. Kelime-i tevhidi bilmiyor , üstelik kelime-i şahadeti örnek verirken onu da tamamlayamıyor. Mübarek madem müslümansın nedir bu gaflet? İslami bilgilerin eksikliği neler getiriyor görüyor musunuz? Bir insan şehadeti bilmiyorsa... önce şarkıcıları soruyorlar sonra 4 halifeyi cevaplar “eee., hmmm, yok abi ya ben bilmiyorum, ali, bekir, gerisi yok abi bilmiyorum ben” tek söyleyeceğim şey “saygının noksanlığı...”
İbadeti yapan da eksik yapıyor. Biri diyor ki ben namaz kılıyorum ama bir süre soruyorlar. Bilmiyorum.:( Halbuki islamiyet bilinse, her müslüman insan korkar ve bunun bilincinde olurdu. Şimdi diyeceksiniz ki bu ülkede islamiyeti yaşayıp çıldıranlar var. Evet islamiyeti biliyor olabilirler fakat eksik ve değer vermeden rutin haline gelen ibadeti hissetmeden, huzurunun lezzetini almadan yapılırsa ruh nasıl rahatlasın.:( 

Allah bütün insanlara hidayet versin, hidayete karşılık vermeyen insanları hayırla islahetsin. 
Dua her şeyin anahtarıdır. Bir gün mutlu ve huzurlu oluruz inşaALLAH. Amin.😔

Çarşamba, Temmuz 25, 2018

1- Tek yumurta ikizi olan iki kadın, tek yumurta ikizi olan iki erkekle evlenip,çocukları olursa genetik olarak kardeş oluyorlar.
“Beynim yandı”

2- Hastane kokusu diye tabir ettiğimiz ve hasta olmasak bile o an hasta oluveriyoruz ya! Bunun sebebi serumların içindeki B vitaminidir.

3- Dakikada 20 defa gözlerimizi kırparken, bilgisayar başındayken 7 defa kırpıyoruz. Doğal olarak gözlerimiz kızarıyor. Kendimize yaptığımız en tatlı işkence galiba:(

4- Karpuz ve kavunu aynı anda yediğimiz zaman içerisindeki vitaminler ve minareler bize artı olarak dönüyormuş. Kansere karşı koruyucu, kalp ve damar sağlığına iyi geliyormuş. Ne de güzel gidiyor şu sıcaklarda değil mi?:)

5- Mum ışığında oturmak beyninize giden sinirleri gevşetir ve rahatlatır. İyi ki arada akşam elektrikler gidiyor. Hiç gitmese ne rahatlamanın ne de sohbetin tadına varamayacağız.

6- Çörek otu hormanları dengeler. Ölümden başka her derde deva olan doğal bir ilaçtır. Peygamber efendimiz(sav) boşuna dememiş.:) Ayrıca bademciklerim sık sık şişiyor. Şişeceğini hissettiğim zaman bir çay kaşığı çörek otu yağı içiyorum. Allah’ın izniyle boğazımı yumuşatıyor. Aklınızda bulunsun.:)


Pazartesi, Temmuz 23, 2018




Merhaba! İrem akay beni böyle güzel bir mime davet etmesiyle bende yeni mim kervanına katıldım.:)
Kocaman teşekkürler İrem!:)
Seçmesi çok zor ama eğlenceli bir mim. Hadi başlayalım.:)
A: Kürk Mantolu Madonna/Sabahattin ali✔️
     Papatya kokulu hikayeler/✖️
     Simyacı/Paulo Coelho✖️
(Papatya kokulu hikayeler ve simyacı kürk mantolu madonna kadar etkilememişti beni.)

B: Veda/Ayşe Kulin✖️
     Panik/Jeff Abbott✔️
     Aşkın gözyaşları/Kimya Hatun✖️
(Panik heyecanlı ve macera dolu bir romandı. Her okumaya başladığımda kendime verdiğim sürem dakika dakika artmıştı.)

C: Yüz okuma/Orhan Erdem✖️
     İbret Tabloları/Mustafa Özşimşek✔️
     Küçük Prens/Antoine de saint-exupery✖️
(Seçmek o kadar zordu ki hepsi kişisel gelişimim için bana destek olan kitaplardı. Ama bir tanesi manevi olarak kendimi geliştirmemde daha çok yardımcı oldu.)

D: Abdülhamid’in Akıl oyunları/Ömer Faruk İspir✖️
     Dedemin Bakkalı/Şermin yaşar✔️
     Kuyucaklı Yusuf/Sabahattin ali✖️
(Yine zor bir seçim yine en çok aklımda kalan...)

                                           ⭐️Yarı Final⭐️

1: Kürk Mantolu Madonna/Sabahattin ali✔️
    Panik/jeff Abbott ✖️
  “Çok zor bir seçim oldu. Kıyamıyorum ama KÜRK MANTOLU MADONNA beni başka etkiledi.”

2: İbret Tabloları/Mustafa Özşimşek✔️
    Dedemin Bakkalı/Şermin Yaşar✖️
“Hikayeleri benim için çok değerli üzgünüm dedemin bakkalı ben İBRET TABLOLARI’nı seçiyorum.”

                                             ⭐️Final⭐️

1: Kürk Mantolu Madonna/Sabahattin ali
    İbret Tabloları/Mustafa Özşimşek

“Keşke ikisinide hatta hepsini seçebilsem çok özel iki kitap ve kazanan KÜRK MANTOLU MADONNA.”

Bu kitapların arasında tekrar tekrar okuduğum kitaplar var. Mesela bilirsiniz küçük prens her zaman beni yenilediğini düşünüyorum ama İbretlik Tablolar kadar ders verici değildi. Aşkın gözyaşları mükemmel bir akıcılığı olsa da Panik kadar heyecanlı değildi. Dedemin bakkalı çocuksu olsada hem büyükler hem çocuklar için yazılmış bir kitap. O iyiliğin baş tacı olduğu günler hep bir özeldir fakat Kürk mantolu madonna bir başkaydı benim için... Bu 12 kitap diğer kitapların arasından özenle seçtiğim kitaplar hani okursun ama sıkılmazsın ya işte onlar bunlar.☺️

 Güzel bir mimdi. Öncelikle 2018’de okumuş olduğunuz ve okuduklarınız 12’yi geçmişse o zaman bu mim sizin için. Ayrıca mimlediklerim;

Biryıldızınhikayesi

Acemidemirci

 Sakura mevsimi

🤗



Cumartesi, Temmuz 21, 2018


Sabaha kadar uyku uğramadı gözlerime. Saat 7’de telefonuma gelecek mesajı dört gözle bekliyordum. Öyle bir beklemekti ki telefonu kontrol ederken şarjını sıfırladım. Sonunda her zaman duymaktan bıktığım bildirim sesini
işittim. Hemen elime alıp bana gelen mesajı kontrol ettim. 
Mesajdaki adres, Sokağın sonundaki her zaman gördüğüm tek katlı yerden evin adresiydi. Belli ki orada yaşıyordu bu adam. Hemen çıktım. Evin yakınlarındaki bir banka oturup, telefonumla saatlerce meşgul oldum. Adamın çıkacağı yoktu. Belki de evde değildi. İçimden böyle, şöyle derken kapıyı açıp bir hışımla tekrar kapattı. Görkemli bir o kadarda ters biriydi. Her halinden agresif olduğu belliydi. Tencere kapak misali bir birlerini bulmuşlar ama tam olarak kavuşamamışlar. Gevezeliği bırakıp adamı takip etmeye başladım. İlk defa böyle tuhaf bir iş içinde olmak beni fazlasıyla geriyordu. Ama artık bu işe başladık. Ben bıraksam bile beni bırakmayacağını biliyorum. Bu yüzden daha çok hırslanıyordum. Akşama kadar adamı takip ettim. Sorgulamaya başladığım anda çekilmek istediğim iş beni daha çok içine aldı.Bunun için üzülmek bu raddede aptallık olurdu. 
 Gün boyu çektiğim fotoğrafları ve bir kenara not aldığım bilgileri anlatmak için Gülsüm’ün evine geldim. İlk defa bu 
ahşap evin kapısını çalıyordum. Tabii daha çalmadan kapıyı Gülsüm açtı ve yine apar topar girmem için beni içeriye itekledi. Artık alışmış gibi normal tepkiler veriyordum. “Doğası böyle demek ki” demekten başka bir şey söyleyemem. 
Gözlerindeki meraklı bakış, benim içimdeki huysuz meraktan daha çok istekliydi. 

- Evet Deniz. Anlat bakalım. Neler oldu.? Fotoğrafları ver hadi! 

- Bunlar fotoğraflar öncelikle evden çıkar çıkmaz harabe bir binaya girdi. İşte onun fotoğrafı. Uzun süre içeride kaldıktan sonra yakınlarındaki çocuk parkına gitti. Binanın tek girişi olduğu için girmeye cesaret edemedim. 

- Deniz! Ben sana, senin istediğin kadar para vereceğim diyorum. Sen hala bana cesaretten bahsediyorsun. Saçmalama!

- Tamam. Sakin ol! Eğer oraya girip yakalansaydım, her şey yarım kalırdı. 
Sinirini yatıştırdıktan sonra anlatmaya devam ettim. 

- parkta yaklaşık 1 saat oturdu. Bunlarda parktan kareler ama hiç bir şey yapmadı. Sonra...

- Ee Sonra?

- Sonra caddedeki bir binaya girdi. Binanın içine girdim. Beşinci kata çıktı ve bir evin kapısını tıkladı. Kapıyı açan orta yaşlarda ama zarif bir kadındı.  Neredeyse bütün gününü o evde geçirdi. Daha sonra tekrar evine geldi. Bugün böyleydi.

- Peki başka birşey olmadı mı? O kadın kim, kim bu şırfıntı? Allahım delireceğim!

- Sakin ol lütfen. Ne olduğunu bilmiyoruz. 

- Yarın hemen yarın yine takip edeceksin.

- Pekala. İyisin değil mi? Yanlış bir işin içindeyiz. Bunu biliyorsun!

- Yanlışlar umrumda değil! Al şunu.
Para dolu keseyi bana uzattı.

- Şimdilik bunu al iş bitince istediğin paraya kalanını tamamlarız. Hadi şimdi çık!
Evden yavaş yavaş etrafı izleyerek çıkmak vardı aklımda. Merdivenlerden aşağı inen o çelimsiz kadını gördüm. Oda burada Gülsüm ile kalıyor.
Gülsüme dışarı çıkınca bu kim diye sordum. Keşke sormasaydım diye arabama binene kadar tekrar ettim içimden. Fena sinirlendi. Gözlerindeki ateş sanki kavuracak gibiydi.
Neyseki artık ahşap evin gizemli duruşunu anlayacaktım ama benim için ne kadar tehlikeli olduğunu göz ardı ederek...

Perşembe, Temmuz 19, 2018


Birpembesever/Tuğçe Yüksel beni mimlemiş. Kocaman teşekkür ediyorum.🤗 Hemen mime geçelim.:)

İnsan ne ile yaşar?

 İnsan sevdiği her şey ile yaşar. Mutlu olduğu sevindiği ve değer verdiği her şeyle. Ama biraz daha ince düşünürsek Tuğçe’in dediği gibi Sevgi ile yaşar. Bir insan bir insana verebileceği en güzel hediyedir. Zaten hayatta sevgini başkasına verdikten sonra gerisi ip söküğü gibidir.
 İnsan tefekkür ile yaşar/yaşamalı. Küçük bir karıncaya bile tefekkür ile bakmak gerek. Günden güne daha çok gelişmek için tefekkürle bağlanmak gerek hayata. Tefekkürün getirdiği şükürle yaşamak gerek. İnsan olumlu olumsuz düşünceleri ile yaşar. Kalbindeki beslediği mutlulukla yaşar/yaşamalı.
İnsan heyecanla yaşar. Her an ne olacağını bilmediği için hem merak ile hem de heyecan ile yaşar.

Ne yazık ki öyle karmaşık bir çağdayız ki şimdi insan sosyal medya, öfke, kin, nefret ile yaşıyor... Acı vermekten zevk alarak yaşıyor... 

Ama her şeye rağmen umutla yaşamalı... 

Not: Tam benlik bir mimdi. Duygu yüklü, farklı ve anlamlı bir mim oldu.:)))


Cumartesi, Temmuz 14, 2018






1- Acemi Demirci
 sırf bu manzarayı görmek için harika bir ziyaret olabilir.:) eğer kaçırdıysanız tavsiye ediyorum.:)
Balonlar...
Buradan ziyaret edin!

2- Uzmanamator
Çok hoşuma giden bir paylaşım. Genelde el işleri ile uğraşmayı çok severim. Filografi hem eğlenceli hemde kendi şekillerinizi oluşturup istediğiniz renkler ile süsleyebiliyorsunuz.
Buradan ziyaret edin!

3- Eve Evren
Çocukların masumiyeti ve içimizi sızlatan gerçekler.. harika bir öykü. Eğer öyküleri seviyorsanız ve akıcılığı önemliyse buyrun.:) devamı gelecek uzun bir öykü.:) Sabırsızlıkla bekliyorum.:) Eğer okumadıysanız hemen sayfasına gidin ve okuyun. Eminim heyecan ile okuyacaksınız.

Buradan ziyaret edin!

4- Melankolikpırasalar
Değişik bir başlıkla yeni bir katagori açmış benim canım pırasam:) Empati kurmak adına kendimizi geliştireceğimiz ve farklı durumları onun empati anlayışı ile tadacağımız harika bir yazı.:) özellikle yorumlarda hangi konu üzerinde empati yapılmasını istiyorsanız belirtebilirsiniz. Bizim pırasamız sizin istediğiniz konu üzerinde empati yazısı yazacak. Ben merakla ilk konuyu söyledim. Hadi sıra sizde.:)

Buradan ziyaret edin!

Cuma, Temmuz 06, 2018




Merhaba!

 Ne zamandır düşünüyordum ama blogtaki katagoriler birbirine girince hele biraz daha dursun demiştim.:)
Yeni katagorim “Yıldızlı yazı” başlığı altında okuyup çok etkilendiğim, beğendiğim ve yararlı bulduğum bütün yazıları paylaşacağım. Konunun yazısının tamamını paylaşmak yerine çok beğendiğim herhangi bir paragrafını, sözünü yazacağım. Eğer sizde etkilenirseniz altta yerleştireceğim bağlantıya tıklayıp blog sahibini ziyaret edebilirsiniz.:) Amacım ziyaret etmeyi unuttuğunuz aslında sizin ilgi alanınızda olan konuyu atlayıp, kaçırmamanız için.:)

Not: Bu tür paylaşımlar yapan blog arkadaşlarım lütfen yanlış anlamayın.:)

Not: Eğer paylaşım yapmam sizi rahatsız ederse bana mail gönderebilirsiniz. Eğer paylaşım yapmamı isterseniz yine bana mail gönderin. :)

Gelelim bu günün yıldızlı yazımıza:)

Birpembesever yani tuğçe yüksel bir yazı paylaştı. Paylaştığı yazısı manevi olarak çok yüksek bir yazı. Çanakkale gezisinden güzel kareler ve şehitlik ile ilgili anlamlı paylaşımı var.:) Şahsen ben çok etkilendim. Özellikle mezar taşlarındaki bayrakların görüntüsünü çok hoşuma gitti.:) Sizinde etkileneceğinizi düşünüyorum. Eğer meraklandıysanız yada daha uğramadıysanız Birpembesever’i ziyaret edebilirsiniz.:))yazısına Mehmet Akif  Ersoy’un çok güzel bir şiiri ile sonlandırmış.:) ⭐️



Ahşap ev dışarıdan göründüğü gibi küçük değildi. Kocaman bomboş duvarlar, sağımda duran yüzyıllık bir askı karşımda basamaklarını korkuyla çıkacağın, kenarları kırılmış merdiven, sol tarafta küçük bir oda hemen karşısında başka bir küçük oda, her iksinin yanındaki kapısı kapalı odalar. Şimdilik gördüğüm ve hayretler içerisinde incelediğim ahşap evin girişi. 
 Beni nazik ama ötümsüz bakışlar ile sağımdaki odaya girmemi söyledi. Sessizliğimi korumakta hata mı ediyorum, bilmiyorum. Bu endişe ile karışık merakım beni odanın içine
girdirdi. Odanın sakin bir havası var. Minimalist dokunuşlar ile döşenmiş eşyaları, ruhsuz duvarları vardı. Duvarın bir kenarında “burada tek detay benim” diyen eski zaman saati vardı ama maalesef çalışmıyor, bir kenarda unutulmuş gibiydi. Koltuğun üzerine oturduğumda beni yavaş yavaş içine çekti. Hareket ettiğimde ikide bir yaylarından ses geliyordu. Karşıma oturup, öylece beni baştan aşağı süzdü. Göz teması kurmaktan çekinmeyen, her an patlayacak bomba gibi duran bir kadındı. Sonunda iki çift laf etmeyi aklına getirip, konuya bodoslama daldı.
- Sen fotoğrafçısın. İyi fotoğraflar yakalıyor gibisin. Geçenlerde seni burada o berbat kafeyi çekerken gördüm ve ertesi gün binaları çekerken gördüm. Seviyorsun çok belli. Sana bir iş teklifinde bulunacağım. İtiraz edeceğini hiç sanmıyorum. Çünkü parasını sen belirleyeceksin. Anlaştık öyle değil mi? 
- Nasıl...? Nasıl bir iş teklifi? Bu aralar çok yoğunum. Programıma bakmam gerekiyor, izninizle.
Biraz düşünmek için yıllarca kapağını açmadığım iş defterimin kapağını açtım. Bütün sayfalar bomboş işimin yoğunluğunun olmadığını anlamaması için yavaşça tekrar kapatıp, telefonumdan kontrol edeyim dedim. 
Nasıl hayır diyebilirim ki? Ama ne olduğunu bile bilmediğim bir iş teklifini nasıl kabul edebilirim? Üstelik Çok tekin davranışları olmayan bir insandan alıyorum. Ayrıca para meselesini tamamen bana bırakması hayra alamet değil. 1 milyon istiyorum desem hemen verebilecek mi? Bu kadar ucuz görünümlü bir evde oturan insan. İçimdeki muhasebemi bir sonuca bağlayamasam da bir şey söylemem gerekiyordu.
- iş teklifiniz fotoğrafçılık ile ilgili öyle değil mi?
Evet. Doğru bildin. Birinin fotoğrafını çekeceksin.

- Kimin fotoğrafı? Düğün veya sünnet fotoğrafı mı?
- Yok yok. Bak seninle açık konuşacağım. Kabul edeceğini bildiğim için kısa bir açıklama yapıyorum. Bir adamın fotoğraflarını yarın sabahtan akşama kadar çekmeni ve bana göstermeni istiyorum. Kimler ile buluştuğunu, nerelere gittiğini bana bildirmeni istiyorum. Ajan gibi ama asla yasa dışı değil. Onun nereye gittiğini bilmek benim hakkım! Yıllardır kocam olduğunu hissetmek istiyorum. Anlıyorsundur umarım! 
 Ona ne söyleyeceğimi iyi biliyordum. Taki kocam diyene kadar. Birşey söyleyemedim ama bu işte olmaktan korkuyordum. Sanki birşeyler bulaşacak gibiydi bana ama ses edemedim. Zaten ses etsem ağzımı kapatacak güçte olduğu her halinden belliydi. Hata ettim.  Bu kadar meraklı olmam beni her zaman yarıda bırakmıştı. Şimdi ise sonuna kadar gitmem için beni tehdit ediyor. Ah bu merak ah!
Çaresizce, bana ters bir konu olmasına rağmen kabul ettim. Bu kadar paraya ihtiyacım varken kabul etmemek o an aptallık gibi geldi. 
Alnımdaki terleri sile sile evden çıktım. Ben kimdim onu bile unutacak vaziyette arabamı zor buldum. Kalbimi kontrol edebilmek şöyle dursun, azalarımı hareket ettirmekte zorluk geçiyordum. Heyecan, korku ve büyük merakın vücudumdaki etkisiydi bu...

Çarşamba, Temmuz 04, 2018

Selam! Bu aralar pek formumdayım. Sık sık paylaşım yapıyorum.:) Bu iş hayra alamet değil.:) inşaAllah hep böyle devam eder. 🤗
//////////////
Bugün babaannemin kilerini gezerken duvar seccadesinin arkasında neler gördüm neler.:) hemen hepsinin fotoğrafını çektim. Dedem Almanya’ya gittiği zamanlar babaanneme getirmiş bu güzel kaset çalarları, filmleri.. kendisinede araba kasetleri almış. Güzel filmler seçmiş ama. O zamanın popüler filmleri artık. İbrahim tatlıses, müjde ar, Ferdi tayfur, Cüneyt arkın... hepsi yeşilçamın yıldızları. O yıllarda dedem getirince eve tabi bir merak sararmış akrabaları. Oturur hep birlikte izliyorlarmış. Küçükler ile izlenmeyecek filmlerde varmış tabi aralarında.:)) Getirdiği küçük kaset çaları babaannem halı dokuduğu yere götürürmüş. Orada herhangi bir kaset koyup, ritmine göre hızlı hızlı halı dokurlarmış.:) Kalabalık olunca tabi yarış başlarmış.
Tozlanmışlar ama en güzel anılar bunlarda saklı...





Pazar, Temmuz 01, 2018




1- Yıldız kayması aslında atmosfere girdiğinde yanmaya başlayan gök taşlarıdır.

2- Dünya’nın en çok satan telefon markası nokia 2003 yılında satışa çıkarılan ve 250 milyon satan 1100 dur. “ az oynamadım yulan oyununu dedemin ve babaannemin telefonlarını kaçırırdım.:)) Hatta tanıdığım biri çok sağlam tuşları olduğu için sevgilisiyle mesajlaşırken bu telefonu kullanıyormuş.:)

3- Türkiye’de Barış ismini ilk alan kişi Barış Manço’dur.
“Ne yakışıyor ama...”

4- Oyuncu kate Winslet çocuğuna Bear (ayı) ismini koymuş.
Artık nasıl düşündüyse.🤔”

5- Martılar etçillerdir. Simit yemeyi türklerden öğrendiler?
“Ne derece doğrudur bilmem sadece ilgimi çektiği için paylaştım.:)” 

6- Alkolü azaltan insanların vücutları sürekli şeker ihtiyacında olduğu için çok çabuk alırlar.
Bu aynı şekilde sigarayı bırakan insanda da oluyor. Tıpkı babam sigarayı bıraktığında tatlıyı daha fazla tükettiği gibi.:) 
Ama her zaman formunu koruyor.:)” 

7-  Elleri olmadan doğan Charles Tripp ve ayakları olmayan Ellie Bowen iki kişilik bisikleti icat etti.
Hiç bir zaman eksik hissetmemek ve engeli ortadan kaldırmak bu olsa gerek. Keşke özel insanlar da kendilerini özgür hissetse.” 

8-  Arkadaş kelimesi Orta asya’da savaşan askerlerin ateşten korunmak için sırtlarını dayadıkları taşlar aracılığıyla ortaya çıkmış.”arka taş” 

9- Antarktika sürüngenlerin yaşamadığı tek kıtadır.

10- İnsanların %70’i geceleri geçmiş konuşmalarını hatırlayıp, söylemek istediklerini içinden geçirerek uyur.
Hani hararetli bir tartışmada bir iki laf atarsın sonra gece yattığında aslında şunu söylemeliydim. Böyle söylesem susardı. Gibi kendi kendimize söyleniriz ya bu anlatmak istemişler.:)”